
3 Top İtalyan Dondurması ve 2 Sahlep
…tek bir şeyin yokluğunu yaşadım."Neriman kaşlarını çattı. "Yani?""Yani ben aslında hiç yaşamadım. Sadece tekrar ettim."Neriman bir şey söylemek istedi, sonra vazgeçti. Şarap kadehini yerden aldı; içmedi, sadece tuttu. "Peki bu seni rahatsız etmiyor mu? Yani... bilmiyorum, nasıl anlatayım.""Etmiyordu," dedi Halis. "Şimdiye kadar."Sessizlik.Neriman kadehi yavaşça tekrar yere bıraktı. "Şimdiye kadar derken?"Halis ona bakmadı. Tavana baktı. "Seninle ilk kez bir şeyin varlığını yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda o yokluk biraz ağır geliyor."Neriman bir şey demedi. Ama bu sefer çarşafı çekmedi, Halis'in koluna yaslandı."Etmez mi? Ben o zaman dilimine 'Şerefsiz Halis Devri' diyorum. Ben 19 yaşımdan bu yana turizmin içindeyim, her hafta 3-4 otobüsle turist geliyordu. Biz animatör ekibi, işimiz olmadığı zaman denk gelince otobüsten inen hatunları kendi aramızda pay ederdik. O senin, bu…



56 Yaşında Bir Dijital Çırak: Versatil Kalemden
…zamanımızda bir çocuk olarak büyükten para istemek ayıptı. Zaten ait olduğum sosyo-ekonomik katmanda (yani katman dediğime de bakma, bildiğin fas fakirdik) öyle standart bir okul harçlığı falan yoktu. Okul kantini ya da kapıdaki seyyar satıcılar benim ve çoğu arkadaşım için yok hükmündeydi. Ama bu yokluk bizi asla rahatsız etmezdi. Tahinli pekmezli ekmek, haşlanmış yumurta ya da salçalı ekmek bize yeter de artardı bile. Babalarımızın maaş aldığı günün ertesinde ise evde köfteli ekmek bayramı yaşanırdı. Hiçbir şey yoksa fırından alınan sıcak pideyi kat kat plastik torbaya sarardık ki teneffüse kadar soğumasın. Teneffüste kendi nemiyle hamurlaşmış o ekmeğin arasına domates koyar, tuzu serper, adını da "domates kebabı" koyup afiyetle yerdik. Ekmek olduğu sürece kantine hiç gerek yoktu.Falçatadan Rotring Tikky'ye Uzanan Yolculukİşte böylesine fakir bir ailenin ferdi olunca, ince uçlu…

Adile Naşit ve Kuzum
…biraz araştırınca gördüm ki, o hafıza tesadüf değil. Kadın tiyatro içine doğmuş: babası Naşit Özcan, "İbiş" tiplemesiyle nam salmış bir orta oyunu ve tiyatro adamı. Annesi Amelya Hanım da kanto sanatçısı, Ermeni ve Rum kökenli bir sahne kadını. Yani Adile Naşit'in kahkahası, mimikleri, o tuhaf ama sıcak ses tonu, sıfırdan icat edilmiş bir şey değil, iki kültürün, kulisin tozunun içinde büyümüş bir mirasın devamı.Sinemadaki halini herkes bilir: Münir Özkul'la otuzu aşkın filmde birlikte oynamış, "Hababam Sınıfı"nda, "Tosun Paşa"da, "Şaban Oğlu Şaban"da hep o sıcak, o azarlayan ama seven teyze figürü. Ama az bilinen taraf şu, gerçek hayatta da hiç öyle bir performans havasında değildi. Kulis arkadaşlarının anlattığına göre o kahkaha sahnede taktığı bir maske değildi, gerçekten öyle gülen bir insandı. Kamera kapandığında da aynı Adile Naşit'ti.Bir de çocuklara yönelik "Uykudan Önce"…
