Sana dürüst bir soru soracağım: Son ne zaman tek başına oturup, telefona bakmadan, podcast açmadan, "bir şeyler izleyeyim" demeden yemek yedin? Sırf yemekle — ve kendinle?
Büyük ihtimalle cevabın ya "hiç" ya da "hatırlamıyorum." Bu da zaten başlı başına bir şey söylüyor.
Biz insanlar yemek yerken yalnız kalmaktan korkuyoruz. Sanki tabağın karşı tarafında biri oturmazsa yemek eksik sayılıyor, hatta biraz utanç verici bile. Restoranda tek başına oturan biri görürsün — etrafından birkaç bakış, içten bir "acaba neden yalnız?" sorusu. (Ben de bakarım, ne yalan söyleyeyim. Ama ben o kişiye gıptayla bakarım.)
Oysa yalnız yemek yemek, insanlık tarihinin en eski ve en az anlaşılan ritüellerinden biri. Japonlar buna "ohitorisama" diyor — "tek kişilik efendi" gibi bir şey. Bir kişilik masalara, tek kişilik menülere, hatta tek kişilik izakaya barlarına kadar uzanmış bir kültür bu. Utanılacak bir şey değil; kendi kendine ev sahipliği yapmak.
Peki biz neden bu kadar kaçıyoruz bundan?
Sanırım mesele şu: Yemek yerken susarsın. Ve susunca, o iç ses — bilirsin, hep ertelediğin o ses — konuşmaya başlar. "Nasıl gidiyor?" diye sorar. Gerçekten. Ve o soruyu cevaplamak bazen çok zor gelir. Spotify açmak daha kolay.
Ben çizim yaparken de buna benzer bir şey yaşarım. Portre çizerken model susar, ben susurum, kalem konuşur. O sessizlikte bir yüzün içindeki yorgunluğu fark edersin — ki o yorgunluğu gürültüde hiç göremezsin. Yalnız yemekte de aynı şey olur: yiyeceğin gerçekten ne olduğunu ancak o sessizlikte fark edersin.
Mesela çorbayı düşün. Kalabalık masada çorba bir başlangıçtır, konuşmanın gecikmesidir. Yalnız içtiğinde ise bambaşkadır — sıcaklığını hissedersin, tuzunu, midenin ona nasıl "ah" dediğini. (Bunu bir keresinde arkadaşıma anlattım, "kardeşim doktor mu olman lazım bunun için?" dedi. Haklı da sayılır, ama değil.)
Yalnız yemek yemenin sana kazandırdıkları şunlardır:
- Yavaş yersin — çünkü sohbetle yarışmıyorsun
- Daha az yersin — çünkü gerçekten doyduğunu fark edersin
- Ne yediğini hatırlarsın — ertesi gün bile
- Kendi ritmine dönersin — beden saatini resetlersin
- O an için kimseye hesap vermezsin — ne yediğin için, ne kadar sürdüğü için, neden balık almadığın için
Bu bir kaçış değil. Tam tersine, bir dönüş. Kendi şirketinle barışık olmak — bu zor bir beceri. Ve çoğumuz bu beceriyi hiç edinmeden yaşıyor, çünkü fırsat buldukça dolduruyoruz o boşluğu.
Bu hafta bir önerim var sana. Bir öğün — sadece bir tane — telefonsuz, ekransız, başkasız ye. Sofrayı düzgünce kur. Bir mum bile yakabilirsin (saçma hissetme, yakıyorum ben de). Önüne ne koyarsan koy, ona bak. Kokusunu al. İlk lokmayı acele etmeden ye.
Belki o sessizlikte hiçbir şey olmaz. Belki de kendine uzun süredir sormadığın bir şeyi sorarsın. İkisi de iyi.
Yalnız yemek, yalnızlık değildir. Yalnız yemek, kendine misafir olmaktır. Ve inan bana, sen şu an oldukça ilginç bir ev sahibisin.
Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun. Demirhan.