Yazdıklarım

Tazeler

orem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Aenean commodo ligula eget dolor. Aenean massa. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Donec quam felis, ultricies nec, pellentesque eu, pretium quis, sem. Nulla consequat massa quis enim. Donec pede justo, fringilla vel, aliquet nec, vulputate eget, arcu. In enim justo, rhoncus ut, imperdiet a, venenatis vitae, justo. Nullam dictum felis eu pede mollis pretium. Integer tincidunt. Cras dapibus. Vivamus elementum semper nisi. Aenean vulputate eleifend tellus. Aenean leo ligula, porttitor eu, consequat vitae, eleifend ac, enim. Aliquam lorem ante, dapibus in, viverra quis, feugiat a, tellus. Phasellus viverra nulla ut metus varius laoreet. Quisque rutrum. Aenean imperdiet. Etiam ultricies nisi vel augue. Curabitur ullamcorper ultricies nisi. Nam eget dui. Etiam rhoncus. Maecenas tempus, tellus eget condimentum rhoncus, sem quam semper libero, sit amet adipiscing sem neque sed ipsum. Nam quam nunc, blandit vel, luctus pulvinar, hendrerit id, lorem. Maecenas nec odio et ante tincidunt tempus. Donec vitae sapien ut libero venenatis faucibus. Nullam quis ante. Etiam sit amet orci eget eros faucibus tincidunt. Duis leo. Sed fringilla mauris sit amet nibh. Donec sodales sagittis magna. Sed consequat, leo eget bibendum sodales, augue velit cursus nunc,



Bir Şehrin Hafızası Duvarlarda Yaşar: Grafiti Meselesi

Bir Şehrin Hafızası Duvarlarda Yaşar: Grafiti Meselesi

…kaplayan sistem sana "bu güzel" diyor, bir çocuk oraya bir kuş çizince "bu çirkin" oluyor. Tuhaf değil mi? Grafitinin bir dili var ve o dil her şehirde farklı konuşuyor. Berlin duvarları siyasi hafızayı taşır — orada her sprey darbesi bir protestodur. İstanbul'un Kadıköy sokaklarında daha lirik, daha melankolik bir şeyler fısıldar duvarlar. São Paulo'da ise grafiti neredeyse resmi sanat dili gibidir; binaların cephelerini kaplar, müze gibi gezersin sokakları. Grafitinin sana söylediği şeyler, gazetelerin söylemediği şeylerdir çoğu zaman. Bir mahallede ne olup bittiğini anlamak istiyorsan duvarlara bak. Yıkım kararı alınmış bir binanın üzerindeki "Burası bizim evimiz" yazısı, hiçbir haberin veremeyeceği kadar yoğundur. Peki her grafiti iyi midir? Hayır. Her yağlıboya tablo da iyi değildir. Her roman da iyi değildir. Ama kötü bir romanın varlığı edebiyatı öldürmez. Kötü bir grafitinin…

>Oku Beni
Merhaba hoşgeldin ve ..niz'lerden bir demet

Merhaba hoşgeldin ve ..niz'lerden bir demet

…yok ama olacak). Birçok insandan duyduğum bir hayatın gerçeği var: "Ya site filan ne uğraşıyorsun? Kur bir Facebook grubu, daha iyi." Evet, daha kolay olurdu ve okuyanı bile daha fazla olurdu... ama bu benim hobim ve bu hobimi seviyorum. Yoktan bir şeyler var etmeyi ve kontrolün tamamen bende olması güzel bir duygu.Fakat illa "FB grubu olsun" diyenler için zaten hâlihazırda https://www.facebook.com/groups/felsefeedebiyat isimli, çokça ihmal ettiğim ve bugünden itibaren aktif olacağım bir grubum var. En son 2700 küsur üyesi vardı.Hazır var olanlardan bahsetmişken, her gün elle çizilmiş bir portre/caps'in paylaşıldığı cizgicaps.com var, artı net adam Saadettin abim var: saadettin.net. Kendisi büyük bir ilişki koçudur. Manitinizle yaşadığınız sorunları şak diye çözecek, ilim irfan sahibi, samimi ve bilgi deryası bir abimizdir.Tekrar hoş geldiniz, buyurun gezin, bir iki ankete katılın.…

>Oku Beni
Bir Porselen Tabağın Hafızası: Yemek Takımı Neden Miras Sayılır

Bir Porselen Tabağın Hafızası: Yemek Takımı Neden Miras Sayılır

…elin şimdi nerede olduğu? Bir ülkeden diğerine taşınırken neden elbiseler değil de o takım bavula girdi? Göç eden insanlar garip şeyler taşır. Pratik olanı değil, ağırlığı olanı. Yani fiziksel ağırlığı değil — ruhani ağırlığı. Babam anlatırdı: "Köyden şehre taşınırken annem önce bakır tencereyi sardı gazeteye, sonra çocukları saydı." (Bence çocukları da saydı ama tencere öncelikliydi, çünkü çocuklar kaçmaz, bakır tencere kırılır.) Almanya'daki Türk evlerini bilirsin. Salon kullanılmaz. Salon "göstermeliktir." Ve o salonun vitrinine konan porselen takım, aslında bir manifesto gibidir: "Biz burada geçici değiliz. Biz burada bir sofra kurduk." Sofra kurmak yerleşmek demektir. Tabak koymak kök salmak demektir. Bir insanın ait olduğu yeri anlamak istiyorsan, tabağını takip et. Bugün IKEA'dan beyaz, sade, "minimalist" tabaklar alıyoruz. Güzel mi? Güzel. Pratik mi? Çok. Ama kimsenin o…

>Oku Beni
Uçların Ülkesi Hindistan: Nefret Ve Aşkın Eridiği Coğrafya

Uçların Ülkesi Hindistan: Nefret Ve Aşkın Eridiği Coğrafya

…sokaktadır.Eminim ki sevgili eşim, yaklaşık 30 yıl önce benimle beraber Adana'yı ilk gördüğünde çok şaşırmıştı. Sokakların o dönemki toz toprak hali, bitmek bilmeyen gürültü, çarşıda küçücük çocukların büyük bir ustalıkla ve adeta fizikle dalga geçercesine arabaların arasından karşıya atlaması... Tüm Adana genelinde tek bir sağlam, boyalı yaya geçidi olmaması, "tablacı" diye tabir ettiğimiz o meşhur kebapçılar, sepette satılan lahmacunlar... Yoğun trafiğin tam kenarında, Çakmak Caddesi'nde tepsiler içinde üst üste sıralanmış tatlılar, kapalı alan kebapçılarının o her işe koşan temizleme bezleri ve ustanın tüm gün ocağın yanında duran bir kase suya elini bandırıp özene bezene kıymayı şişe saplama ritüeli... Bunlar dışarıdan gelen biri için büyük bir kültür şokudur. Laf aramızda, bunca yıldır yeri gelip sorulduğunda "Elbette farklıydı ama kötü değildi," demesi, sadece bir nezaket…

>Oku Beni
Eskizciiiii Geldi Hanım.....................

Eskizciiiii Geldi Hanım.....................

…Dadaizm... nasıl şevkle ezberliyorum bir görsen gözlerin dolar!Çünkü bunları ezberleyince kesinlikle iyi bir ressam olacağıma inandırmışım kendimi. Ve elbette karşı cins dahil herkesi etkilemek için hafif histrionik kişilik bozukluğu söz konusu :))) Gerçi o yaşlardaki tüm genç erkeklerde ve kızlarda bu durum var... Görsen konu resimden sanattan açılsın, ben nasıl doğal şekilde konuşmalarımda kullanıyorum... Teknik terimleri kullanmanın ressamlığın olmazsa olmazı olduğuna o kadar inanmışım ki :))) sorma gitsin...20'li yaşlarımda bunun saçmalık olduğunun farkına varınca bir bıraktım, kendimce terimler uydurdum ve bu kadar çeşitli olmamasına karar verdim.Her türlü eskiz ekolü için "Çalakalem" dedim ve "eskiz" kelimesini de terk ettim. Siz eskiz kullanıyor musunuz? Yoksa ben de çizer geçeyim mi diyorsunuz?1. Taslak Eskiz (Thumbnail/Gesture): Formun ve kompozisyonun en kaba hatlarıyla…

>Oku Beni
Gökyüzünün "Asla Esir Alınamaz" Şairi: Tocororo

Gökyüzünün "Asla Esir Alınamaz" Şairi: Tocororo

…dediğin insan soyunu yaratan ve amma öyle.......Cümlenin devamını düşünürken sağa sola bön bön istemsizce bakarken, açık olan televizyonda Tocororo ile ilgili bir belgesele gözüm takıldı. Bir an için cümlenin devamından kopup "He lan! Geçenlerde ben bu kuşu çizmişim!" diye dingdong etti... Sapır Sapır'a ara verip çizimlerim arasında Tocororo paşamın resmini buldum; bilgisayardan da ilgili yazıyı Yazılar/Hayvanlar klasöründe, Sembol Kuşlar alt klasöründe buldum, kontrollerini yapıp (yok be! Claude paşaya bedavaya editörlüğümü yaptırıyorum) işte sizinle paylaşıyorum.Gökyüzünün "Asla Esir Alınamaz" Şairi: TocororoÇizgilerin arasından bize bakan bu mağrur silüet, sadece bir kuş değil; doğanın bağımsızlık yemini etmiş tek üyesidir.Küba'nın balta girmemiş ormanlarında yankılanan sesiyle tanınan Tocororo, dünyanın en inatçı özgürlük sembollerinden biri.Neden mi? Çünkü o, bir kafesin…

>Oku Beni
3 Top İtalyan Dondurması ve 2 Sahlep

3 Top İtalyan Dondurması ve 2 Sahlep

…tek bir şeyin yokluğunu yaşadım."Neriman kaşlarını çattı. "Yani?""Yani ben aslında hiç yaşamadım. Sadece tekrar ettim."Neriman bir şey söylemek istedi, sonra vazgeçti. Şarap kadehini yerden aldı; içmedi, sadece tuttu. "Peki bu seni rahatsız etmiyor mu? Yani... bilmiyorum, nasıl anlatayım.""Etmiyordu," dedi Halis. "Şimdiye kadar."Sessizlik.Neriman kadehi yavaşça tekrar yere bıraktı. "Şimdiye kadar derken?"Halis ona bakmadı. Tavana baktı. "Seninle ilk kez bir şeyin varlığını yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda o yokluk biraz ağır geliyor."Neriman bir şey demedi. Ama bu sefer çarşafı çekmedi, Halis'in koluna yaslandı."Etmez mi? Ben o zaman dilimine 'Şerefsiz Halis Devri' diyorum. Ben 19 yaşımdan bu yana turizmin içindeyim, her hafta 3-4 otobüsle turist geliyordu. Biz animatör ekibi, işimiz olmadığı zaman denk gelince otobüsten inen hatunları kendi aramızda pay ederdik. O senin, bu…

>Oku Beni
56 Yaşında Bir Dijital Çırak: Versatil Kalemden

56 Yaşında Bir Dijital Çırak: Versatil Kalemden

…zamanımızda bir çocuk olarak büyükten para istemek ayıptı. Zaten ait olduğum sosyo-ekonomik katmanda (yani katman dediğime de bakma, bildiğin fas fakirdik) öyle standart bir okul harçlığı falan yoktu. Okul kantini ya da kapıdaki seyyar satıcılar benim ve çoğu arkadaşım için yok hükmündeydi. Ama bu yokluk bizi asla rahatsız etmezdi. Tahinli pekmezli ekmek, haşlanmış yumurta ya da salçalı ekmek bize yeter de artardı bile. Babalarımızın maaş aldığı günün ertesinde ise evde köfteli ekmek bayramı yaşanırdı. Hiçbir şey yoksa fırından alınan sıcak pideyi kat kat plastik torbaya sarardık ki teneffüse kadar soğumasın. Teneffüste kendi nemiyle hamurlaşmış o ekmeğin arasına domates koyar, tuzu serper, adını da "domates kebabı" koyup afiyetle yerdik. Ekmek olduğu sürece kantine hiç gerek yoktu.Falçatadan Rotring Tikky'ye Uzanan Yolculukİşte böylesine fakir bir ailenin ferdi olunca, ince uçlu…

>Oku Beni
Adile Naşit ve Kuzum

Adile Naşit ve Kuzum

…biraz araştırınca gördüm ki, o hafıza tesadüf değil. Kadın tiyatro içine doğmuş: babası Naşit Özcan, "İbiş" tiplemesiyle nam salmış bir orta oyunu ve tiyatro adamı. Annesi Amelya Hanım da kanto sanatçısı, Ermeni ve Rum kökenli bir sahne kadını. Yani Adile Naşit'in kahkahası, mimikleri, o tuhaf ama sıcak ses tonu, sıfırdan icat edilmiş bir şey değil, iki kültürün, kulisin tozunun içinde büyümüş bir mirasın devamı.Sinemadaki halini herkes bilir: Münir Özkul'la otuzu aşkın filmde birlikte oynamış, "Hababam Sınıfı"nda, "Tosun Paşa"da, "Şaban Oğlu Şaban"da hep o sıcak, o azarlayan ama seven teyze figürü. Ama az bilinen taraf şu, gerçek hayatta da hiç öyle bir performans havasında değildi. Kulis arkadaşlarının anlattığına göre o kahkaha sahnede taktığı bir maske değildi, gerçekten öyle gülen bir insandı. Kamera kapandığında da aynı Adile Naşit'ti.Bir de çocuklara yönelik "Uykudan Önce"…

>Oku Beni
erk zihniyeniyet tarafından kadınlara dayatılan normlar

Zorla Güzellik Zorlaması

…hisseden, sürekli aynayla kavga eden, tartıdaki rakamlara köle olan bir kadını yönetmek, onun zihnini prangalamak çok daha kolaydır. Başarılarını, okuduğun okulları, yazdığın tezleri yok sayarlar; çünkü zeki ve öz güvenli bir kadın, o kurdukları çürük tahtı sallar. Seni bedeninle meşgul edip dünyayı değiştirme enerjini o lanet selülit kremlerine harcatırlar. Sosyal psikolojide buna düpedüz nesneleştirme deniyor ama aslında bu, kadının varlığına yönelik sistematik bir suikasttır.İşin daha da komik ve acınası kısmı, bu ucube normları meşrulaştırmak için arkasına sığındıkları o evrimsel psikoloji masalları. Neymiş efendim? Erkek zihniyeti evrimsel olarak sağlıklı ve doğurgan kadını seçmeye programlanmışmış. Bize yüzyıllardır yutturmaya çalıştıkları şey tam olarak bu: Geniş kalçalar doğurganlığı, pürüzsüz ten gençliği, ince bel ise hamile olunmadığını gösterirmiş... Avcı-toplayıcı…

>Oku Beni
Tatin tart

Tatin İşleri, Tart Etmece

…anlatayım; ama unutmayın, birazcık unutkanlık ve bolca şans bu tarifin ana malzemesi. Şaka bir yana, işte benim usulüm, içimden geldiği gibi:Stéphanie Tatin'den O Meşhur Turtanın Tarifiİhtiyaç Duyacağınız Malzemeler:Elmalar: Yaklaşık 6-8 adet, sert ve biraz ekşimsi cinsten. Granny Smith veya Golden Delicious gibi. İsterseniz yarı yarıya kullanabilirsiniz, lezzetini artırır. Soyulmuş, çekirdekleri çıkarılmış ve dörde bölünmüş olsunlar.Tereyağı: 100 gram kadar, iyi kalitede. Erimiş ve oda sıcaklığında olacak.Toz Şeker: 150-200 gram arası. Elmaları ne kadar tatlı sevdiğinize bağlı; ben genelde 180 gram kullanırım.Milföy Hamuru veya Turta Hamuru: Hazır alabilirsiniz, hayatınızı kolaylaştırır. Bir rulo yeterli. Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığına gelmesini bekleyin biraz.Tava: Mümkünse döküm bir tava kullanın. Yaklaşık 24-26 cm çapında, fırına girebilecek cinsten olmalı. Yoksa…

>Oku Beni
Çaydanlığın Altındaki Felsefe: Demlenme Sabrı Üzerine

Çaydanlığın Altındaki Felsefe: Demlenme Sabrı Üzerine

…adamım. Bir portreye başlarken ilk çizgiyi atmak kolay. İkinci çizgi de kolay. Ama o yüzün ruhunu yakalamak için bazen saatlerce oturuyorsun aynı noktaya bakarak. Demleniyorsun. Çizgi demlenmiyor — sen demleniyor sun. Kapatıyorum parantezi.) Çay meselesi Türkiye'de bir ritüeldir, bilirsin. Ama ritüelin kendisini kaybettik. Artık çay "içilen bir şey" sadece. Oysa çay eskiden şuydu: Komşuyla barışma aracıydı — kavga ettiğin insana çay götürürdün, o çayı içerse mesele bitmiş demekti Düşünme zamanıydı — çaydanlık ocaktayken pencereden dışarı bakardın, o beş dakika senin meditasyonundu Sabır terbiyesiydi — çocuklara "demlensin bekle" denirdi, bu aslında hayata hazırlıktı Ölçü birimiydi — "bir çaylık sohbet" diye bir kavram vardı, ne az ne çok, tam kıvamında Şimdi her şey anında. Anında kahve, anında yemek, anında ilişki, anında ayrılık. Bir şeyin içinden geçmiyoruz artık, üstünden…

>Oku Beni