Zorla Güzellik Zorlaması
Özellikle kadınlara dayatılan; saçın, başın, kalçan şöyle olacak, olmak zorunda, yoksa seni norm dışı sayar, ergenliğinden itibaren depresyondan depresyona gönderir, öz değerini zedeler ve gerekiyorsa yok ederim zihniyeti bu. Okuduğun okulları, kitapları, elde ettiğin mevkileri ve mevzileri görmezden gelir; senin değerini, üzerine çıkarken kırk türlü dua ettiğin tartıdaki norm dışı rakamlarla, kalçanın büyüklüğü ve karnının bağladığı yağ tabakası üzerinden belirlerim der. Kadın olduğuna, insan olduğuna pişman eder, hayata bile küstürürüm der.
Ve tüm bu aptal normları kadınlara dayatan tip eğer ete kemiğe bürünse şişman, tıknaz ama penisli bir yaratık olurdu. Çünkü bu dünyada hâkim olan zihniyet erkek zihniyetidir. Herkesin ve her şeyin sahibi gibi davranan, karar veren, verdiğini sananların tamamı erkeklerden oluşuyor. Elbette bu ucube normları destekleyen, doğru olduğunu savunan kadınlar da var. Bu kadınların var olma sebebi yüzyıllardır kâh din kâh yaratıcı argümanları ve bunların eğittiği insanların cinsiyet gözetmeyen baskısıdır.
Peki, kim bu görünmez hakem heyeti? Nereden alıyorlar bu hadsiz yetkiyi?
Biraz derine, o her şeyi bildiğini sanan insan psikolojisine baktığımızda karşımıza korkunç bir sosyopsikolojik illüzyon çıkıyor. Toplum dediğimiz o devasa mekanizma, kadını bir insan olarak değil, bir vitrin nesnesi olarak kurguladığında başlıyor her şey. Ergenlikten itibaren bir kız çocuğunun beynine kazınan o sahte ideal beden algısı, aslında bir tür sosyal kontrol mekanizması. Çünkü biliyorlar; kendini eksik hisseden, sürekli aynayla kavga eden, tartıdaki rakamlara köle olan bir kadını yönetmek, onun zihnini prangalamak çok daha kolaydır. Başarılarını, okuduğun okulları, yazdığın tezleri yok sayarlar; çünkü zeki ve öz güvenli bir kadın, o kurdukları çürük tahtı sallar. Seni bedeninle meşgul edip dünyayı değiştirme enerjini o lanet selülit kremlerine harcatırlar. Sosyal psikolojide buna düpedüz nesneleştirme deniyor ama aslında bu, kadının varlığına yönelik sistematik bir suikasttır.
İşin daha da komik ve acınası kısmı, bu ucube normları meşrulaştırmak için arkasına sığındıkları o evrimsel psikoloji masalları. Neymiş efendim? Erkek zihniyeti evrimsel olarak sağlıklı ve doğurgan kadını seçmeye programlanmışmış. Bize yüzyıllardır yutturmaya çalıştıkları şey tam olarak bu: Geniş kalçalar doğurganlığı, pürüzsüz ten gençliği, ince bel ise hamile olunmadığını gösterirmiş... Avcı-toplayıcı atalarımızın vahşi doğadaki hayatta kalma kodlarını alıp bugünün plaj modasına, sıfır beden dayatmasına kılıf yapıyorlar. Oysa evrimsel süreçte hayatta kalan kadınlar, açlığa ve doğa koşullarına direnebilen, yani öyle bugünün podyumlarındaki gibi kürdan gibi olmayan, güçlü ve yağ dokusu olan kadınlardı. Yani bugünün erkek zihniyeti, evrimi bile kendi küçük estetik zevklerine ve pornografik algılarına göre büküyor, işine geldiği gibi yeniden yazıyor.
Ve evet, bu oyunun en acı verici oyuncuları da yine o erkekleşmiş kadınlar. Yüzyıllardır süregelen bu öğütücü çarkın içinde hayatta kalabilmek için celladının ipine sarılanlar... Dinle, gelenekle, "el âlem ne der" putuyla eğitilmiş bu kadınlar; hem kendi hemcinslerinin hem de kendi kız çocuklarının bedenlerini ilk kırbaçlayanlar oluyor. Çünkü aksi takdirde kendi ödedikleri bedellerin, kendi feda ettikleri gençliklerinin ve uğradıkları haksızlıkların hiçbir anlamı kalmayacak. "Ben acı çektim, sen de çekeceksin" ya da "Makbul kadın olmanın ödülünü ben erkek dünyasından aldım, sen de o kurallara uyacaksın" teslimiyeti bu.
Sonuçta ne mi oluyor? Karşımızda milyarlarca dolarlık bir güzellik ve zayıflama endüstrisi, arkasında bu endüstriden beslenen erkek egemen zihniyet ve o zihniyetin yarattığı aynalara küsmüş, antidepresanlarla ayakta duran, ruhu zedelenmiş kadınlar ordusu. Ama unuttukları bir şey var: Tartıların canı cehenneme. Bir kadının değeri; o ete kemiğe bürünmüş tıknaz zihniyetin cetveliyle ölçülemeyecek kadar büyük, derin ve o dar kalıplara sığmayacak kadar akışkandır.
Mısmıl olun, Demirhan.
