‹ Geri

Renk Körü Bir Ressam Olsaydım Ne Görürdüm?

Renk Körü Bir Ressam Olsaydım Ne Görürdüm?

Sana tuhaf bir soru soracağım: Hiç düşündün mü, benim gördüğüm kırmızı ile senin gördüğün kırmızı aynı şey mi? Bunu kimseye kanıtlayamazsın. Ben de kanıtlayamam. Ve bu beni yıllardır rahatsız eder — güzel bir rahatsızlıkla, tabi.

Bu soruyu kafama takan şey şu: Geçen hafta bir okuyucu yazdı, "Demirhan bey, ben renk körüyüm. Resim yapmak istiyorum ama..." diye bir cümle bıraktı, cümleyi bitirmedi. O yarım cümle bende kaldı. Bir şeyleri görememenin insanı resimden uzaklaştırıp uzaklaştırmayacağını düşündüm. Sonra şunu fark ettim: Belki tam tersi.

Şimdi biraz teknik gireyim ama sıkılma, hemen çıkacağız oradan. Renk körü dediğimizde çoğu insan her şeyi siyah-beyaz gören birini hayal eder. Yanlış. Tam renk körlüğü (achromatopsia) son derece nadir. Asıl yaygın olan kırmızı-yeşil renk körlüğü — yani bazı renklerin birbirine karışması, bazılarının solgun görünmesi. Dünya kaybolmuyor, sadece renk haritası yeniden çiziliyor.

İşte burada işin güzel tarafı başlıyor. Çünkü:

  • Renk körü insanlar kontrasta, dokuya ve tona çok daha duyarlı olabiliyor
  • Kamuflajı "görmezden gelip" altındaki şekli fark edebiliyorlar (İkinci Dünya Savaşı'nda ordu bunu keşfedince renk körü askerleri istihbarat birimlerine aldı — evet, bu gerçek)
  • Rengi hissetmek için başka ipuçlarına yaslanıyorlar: ışık açısı, gölge derinliği, kıvam

Bir portreyi çizerken benim için renk zaten ikinci plandadır aslında. Önce ışık gelir, sonra gölge, sonra yüzün geometrisi. Sonra — çok sonra — ten rengi. Ve o ten rengi de hiçbir zaman tek bir renk değildir zaten. Yüzün şakağı soğuk mavi, yanakları sıcak turuncu, çene altı mor. Bunu "yanlış" görürsek, belki daha doğru bir yere varırız.

El Greco'nun uzatılmış figürlerini hatırlıyorum. Yıllarca "hasta gözü vardı, astigmatı vardı" diye tartışıldı. Sonra biri çıktı, "Astigmatı olsaydı, çizdiği figürler de aynı şekilde deforme görünürdü gözüne, yani düzeltmek için daha 'normal' çizerdi" dedi. (Bence en zekice sanat tarihi argümanıdır bu, yan not.) Demek ki El Greco öyle gördüğü için değil, öyle görmek istediği için çizdi. Algı ile niyet arasındaki o kadifemsi boşlukta yaşadı.

Peki ya ben renk körü olsaydım? Muhtemelen tonlarla çok daha derin bir ilişki kurardım. Gri, benim için sadece gri olmaktan çıkar; içinde yirmi farklı sıcaklık taşıyan bir kalabalığa dönüşürdü. Ve belki de portrelerimdeki o "yük" dedığim şeyi — o insanın omuzlarındaki ağırlığı — renkle değil, ışıkla daha iyi anlatırdım.

O yarım cümleyi bırakan okuyucuya şunu söylemek istiyorum: Ressam olmak belirli renkleri görmek değildir. Ressam olmak, başkalarının atladığı şeyi duraksamaktır. Kalemin ne gördüğünü değil, ne hissettiğini sorar sana.

Alet değişir, el değişmez. Göz de değişebilir — önemli olan bakanın içindeki şey.

Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun.
Demirhan.

‹ Geri