Zorla Güzellik Zorlaması
…hisseden, sürekli aynayla kavga eden, tartıdaki rakamlara köle olan bir kadını yönetmek, onun zihnini prangalamak çok daha kolaydır. Başarılarını, okuduğun okulları, yazdığın tezleri yok sayarlar; çünkü zeki ve öz güvenli bir kadın, o kurdukları çürük tahtı sallar. Seni bedeninle meşgul edip dünyayı değiştirme enerjini o lanet selülit kremlerine harcatırlar. Sosyal psikolojide buna düpedüz nesneleştirme deniyor ama aslında bu, kadının varlığına yönelik sistematik bir suikasttır.İşin daha da komik ve acınası kısmı, bu ucube normları meşrulaştırmak için arkasına sığındıkları o evrimsel psikoloji masalları. Neymiş efendim? Erkek zihniyeti evrimsel olarak sağlıklı ve doğurgan kadını seçmeye programlanmışmış. Bize yüzyıllardır yutturmaya çalıştıkları şey tam olarak bu: Geniş kalçalar doğurganlığı, pürüzsüz ten gençliği, ince bel ise hamile olunmadığını gösterirmiş... Avcı-toplayıcı…
Tatin İşleri, Tart Etmece
…anlatayım; ama unutmayın, birazcık unutkanlık ve bolca şans bu tarifin ana malzemesi. Şaka bir yana, işte benim usulüm, içimden geldiği gibi:Stéphanie Tatin'den O Meşhur Turtanın Tarifiİhtiyaç Duyacağınız Malzemeler:Elmalar: Yaklaşık 6-8 adet, sert ve biraz ekşimsi cinsten. Granny Smith veya Golden Delicious gibi. İsterseniz yarı yarıya kullanabilirsiniz, lezzetini artırır. Soyulmuş, çekirdekleri çıkarılmış ve dörde bölünmüş olsunlar.Tereyağı: 100 gram kadar, iyi kalitede. Erimiş ve oda sıcaklığında olacak.Toz Şeker: 150-200 gram arası. Elmaları ne kadar tatlı sevdiğinize bağlı; ben genelde 180 gram kullanırım.Milföy Hamuru veya Turta Hamuru: Hazır alabilirsiniz, hayatınızı kolaylaştırır. Bir rulo yeterli. Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığına gelmesini bekleyin biraz.Tava: Mümkünse döküm bir tava kullanın. Yaklaşık 24-26 cm çapında, fırına girebilecek cinsten olmalı. Yoksa…
Çaydanlığın Altındaki Felsefe: Demlenme Sabrı Üzerine
…adamım. Bir portreye başlarken ilk çizgiyi atmak kolay. İkinci çizgi de kolay. Ama o yüzün ruhunu yakalamak için bazen saatlerce oturuyorsun aynı noktaya bakarak. Demleniyorsun. Çizgi demlenmiyor — sen demleniyor sun. Kapatıyorum parantezi.) Çay meselesi Türkiye'de bir ritüeldir, bilirsin. Ama ritüelin kendisini kaybettik. Artık çay "içilen bir şey" sadece. Oysa çay eskiden şuydu: Komşuyla barışma aracıydı — kavga ettiğin insana çay götürürdün, o çayı içerse mesele bitmiş demekti Düşünme zamanıydı — çaydanlık ocaktayken pencereden dışarı bakardın, o beş dakika senin meditasyonundu Sabır terbiyesiydi — çocuklara "demlensin bekle" denirdi, bu aslında hayata hazırlıktı Ölçü birimiydi — "bir çaylık sohbet" diye bir kavram vardı, ne az ne çok, tam kıvamında Şimdi her şey anında. Anında kahve, anında yemek, anında ilişki, anında ayrılık. Bir şeyin içinden geçmiyoruz artık, üstünden…
Eski Haritaların Yalan Söylediği Yerler ve Gerçek Coğrafya
…Çünkü başka projeksiyonlar da vardı. Peters projeksiyonu alanları doğru gösteriyordu mesela. Ama popüler olmadı. Neden? Çünkü Avrupa'yı küçük gösteriyordu. (Bunu söylerken komplo kurmuyorum, sadece insanın kendi burnunu büyük çizmesinin evrensel bir refleks olduğunu hatırlatıyorum.) Haritalar sadece coğrafya değil, iktidar anlatır. Ortaçağ haritalarında Kudüs dünyanın merkezindeydi — çünkü dünya öyle algılanıyordu. Çin imparatorluk haritalarında Çin tam ortada, devasa, etrafındaki her şey küçücük. Osmanlı haritacılığında Piri Reis'in haritası bugün hâlâ tartışılıyor, çünkü Güney Amerika kıyılarını Kolomb'dan önce çizmiş gibi görünüyor. Her harita çizenin elinde bir kalem vardı, ama o kalemin arkasında bir padişah, bir kral, bir sponsor vardı. Peki haritaların düpedüz uydurduğu yerler? Var. Hem de çok: Bak, burada mesele sadece eski haritalar değil. Bugün de Google Maps'te hangi…

Komşunun Çöpünden Okunan Hayat: Atıkların Sosyolojisi
…yapılan bir itiraftır. O poşetin içinde bazen bir ilişkinin kalıntıları vardır — eski fotoğraflar, hediye kutuları, artık giyilmeyen bir kazak. Bazen de sadece dört gün önce "bu sefer kesin yiyeceğim" diye alınmış bir roka demeti. Sararıp gitmiş. (Hepimizin bir rokası var. İnkâr etme.) Almanya'da yaşarken çöp ayırmanın bir vatandaşlık ritüeli olduğunu öğrendim. Sarı torba, kahverengi kutu, mavi konteyner, yeşil cam, beyaz cam — adam resmen çöpüne saygı duruşunda bulunuyor. Türkiye'de ise çöp torbası tek. Her şey bir arada. Organik, plastik, cam, umut, hayal kırıklığı, geçen aydan kalan bezelye — hepsi aynı poşette, kardeşçe. Aslında ikisi de bir kültür haritası. Biri "kontrol" diyor, diğeri "olsun canım" diyor. İkisi de insanı anlatıyor. Bir keresinde bir arkadaşım taşınırken yardım ettim. Evden çıkan eşya sayısı, eve giren eşya sayısının üç katıydı. "Bunları ne zaman aldın?" dedim.…
Bıçaklar Neden Keskin Olmalı: Mutfağın Gizli Felsefesi
…bilenebileceğini gerçekten düşünmemişler. Bıçak alınır, kullanılır, kapasitesi biter, çöpe gider. (Bu yaklaşım aynı zamanda insanlara da uygulanıyor maalesef, ama o başka bir yazı.) Erteleyenler: "Bileteceğim, bileteceğim" diyenler. Bıçak o kadar körleşmiş ki artık tereyağına bile saygısızlık ediyor, ama hâlâ "yakında" var. Bileyenler: Az sayıda, sessiz, sakin insanlar. Mutfaklarında bir bileği taşı vardır. Haftada bir, on beş günde bir — ritüel gibi — bıçaklarıyla baş başa kalırlar birkaç dakika. Bu insanların yaptığı yemekler genellikle daha iyidir. Tesadüf değildir. Bileği taşı meselesine gelelim. Japon mutfak kültüründe bıçak bileme neredeyse meditasyon sayılır. Su taşı üzerinde çekilen her vuruş, hem bıçağı hem ustayı hazırlar. Japon şefler bıçaklarına isim verir, miras bırakır, tamir ettirir — çöpe atmaz. Biz ne yapıyoruz? Koca bir set bıçak alıyoruz, çekmecenin dibinde…
Unutulan Meslek: Hikâye Dinleyicisi Olmak
…adam. Ya da kadın. Ya da kim olursa. Şimdi şöyle bir sahne düşün: Tuhaf mı geliyor? Gelmemeli. Çünkü sen de bunu yaşadın bir yerde. Belki minibüste yabancı biriyle konuştun ve durağında inerken "iyi ki anlatmışım" dedin kendi kendine. Neden? O adam sana ne verdi ki? Sadece kulağını verdi. Ve bu yeterliydi. Şu an yaşadığımız çağda paradoks şu: İletişim araçları hiç bu kadar çok olmamıştı, ama gerçek iletişim hiç bu kadar az olmamıştı. Herkesin bir podcast'i var, bir hikâyesi var, bir "içeriği" var. Ama dinleyen? Dinleyen kayboldu bir yerlerde. Belki algoritmanın içinde. Belki kendi telefon ekranının karanlığında. Ben portre çizerken şunu fark ettim yıllar içinde — bir yüzü çizebilmek için önce o yüzün söylediklerini duymak gerekiyor. Göz, kulağın gördüğü şeyi çizer. Sadece bakan ama duymayan biri, yüzün yüzeyini çizer; derinliğini değil. Bunu bir metafor olarak söylemiyorum. Ellerimdeki…
