‹ Geri

Yemek Yaparken Neden Hep Aynı Şarkıyı Söylüyoruz?

Yemek Yaparken Neden Hep Aynı Şarkıyı Söylüyoruz?

Sana bir şey soracağım ve dürüst olmanı istiyorum: Soğan doğrarken hangi şarkıyı mırıldanıyorsun? Çünkü bir şey mırıldanıyorsundur. Hepimiz mırıldanıyoruz. Ve garip olan şu — çoğunlukla aynı şarkıyı. Hep. Aynı. Şarkıyı.

Ben bunu fark ettiğimde kalemimi bıraktım, tahtaya oturdum ve biraz düşündüm. (Aslında tavaya oturdum — mutfak küçük, ama bu detay önemli değil.) Yıllarca çizim yaparken de aynı şey olurdu. El hareket eder, beyin bir yerde asılı kalır, ağız bir melodiye tutunur. Sanki ritim olmadan iş yürümüyormuş gibi. Sanki eller ancak bir şarkıyla bağlanıyormuş beyne.

Bu tesadüf değil. Hiç tesadüf değildi.

Mutfak bir ses odası gibi çalışır. Bunu mimarlar bilir — duvarlar sesi tutar, yüzeyler onu geri fırlatır. Ama bunu daha iyi bilenler aşçılardır. Kavurmanın sesi, suyun fokurdaması, bıçağın tahtayla teması — bunların hepsi birer vurma aleti. Ve sen farkında olmadan bu orkestraya eşlik ediyorsun. Sesin geldiği yerden değil, seni çeken yerden.

Nörologlara göre beyin, tekrarlayan fiziksel hareketler sırasında "varsayılan mod ağı" denen bir alana kayar. Bu, rüya görürken de aktif olan bölge. Yani doğrama, karıştırma, yoğurma gibi işler seni teknik olarak yarı rüya haline sokar. Ve o halde beyin, belleğin en derine gömdüğü şeyi yüzeye çıkarır. Şarkıyı. O şarkıyı. Annenin mutfağından, ilk aşkın arabasından, ya da hiç hatırlamadığın ama bir şekilde içine işlemiş bir radyo programından.

Bu yüzden mutfakta söylediğin şarkı seninle ilgili çok şey söyler. Belki en çok şeyi söyleyen şeydir o şarkı.

Düşün bir: Hangi mutfaklar hangi müzikle hatırlanır?

  • Güney İtalya mutfakları — ses olarak yüksek, dokunuş olarak şiddetli. Hamur yoğrulurken opera parçaları değil, mahallenin dedikodulu ama sevecen sesi.
  • Japon mutfakları — sessizliğin bizzat bir melodi olduğu yerler. Bıçağın sesi yeterli. Ek bir şeye ihtiyaç yok.
  • Türk mutfakları — ahşap kaşığın tencere kenarına vurması bir ritim tuttu mu, gerisi kendiliğinden gelir. Türkü olmasa bile bir türkü vardır orada.
  • Göç mutfakları — karışık. İki dilin ortasında bir melodi. Ne tam buraya ait, ne tam oraya. Ama tam da bu yüzden en özgün olan.

Ben kendi mutfağımda fark ettim bunu. Almanya'da, küçük bir dairede, Türk biberi kavururken — birdenbire, hiçbir mantığı olmayan bir şekilde — İzmir'de duyduğum bir Roman müziği parçasını mırıldamaya başladım. Hiç bilmiyordum o parçayı. Yani biliyordum ama bilmediğimi sanıyordum. Biber kavrurunca geldi. Dumanla birlikte çıktı içeriden.

Koku ve ses beyin içinde komşu odalarda yaşıyor. Hipokampüs, amigdala — bunlar sadece bilimsel isimler değil, senin mutfak arşivin. Bir koku bir sesi getiriyor, bir ses bir kokuyu. Limon sıkınca bir ses duyar gibi oluyorsun. Tereyağı eriyince bir şeyler mırıldanmaya başlıyorsun. Bunlar refleks değil, belleğin sana gönderdiği küçük kartpostallar.

Ve şimdi şunu düşün: Bu müziği kimse sana öğretmedi. Hiçbir mutfak eğitimi bunu programa almadı. Michelin yıldızlı şeflerden birisi "şimdi hep birlikte mırıldayacağız" demedi. Ama her mutfakta bu oluyor. Her yerde. Her zaman.

Çünkü yemek pişirmek, başından beri sadece gıda üretmekle ilgili değildi. O ateşin etrafında toplananlar — binlerce yıl önce, bir mağaranın girişinde — sadece karnını doyurmuyordu. Bir şeyi paylaşıyordu. Sesi de, kokuyu da, ritmi de. Yemek pişirmek insanlığın ilk kolektif sanatıdır diyebilirim. Ve müzik onun en eski malzemesidir.

Şimdi bana "Demirhan, sen ressamsın, bu mutfak işi niye seni bu kadar ilgilendiriyor?" diyebilirsin. Haklısın, sorabilirsin. (Sormasan da düşünüyorsundur, biliyorum.) Ama ben çizim yaparken de aynı şeyin olduğunu gördüm. El hareket eder, bir melodi çıkar. Portre çizerken önce yükü görürsün — insanın taşıdığı ağırlığı. Sonra yüzünü. Ve bu geçiş anında, fırçanın ya da kalemin kağıda ilk değdiği o anda, genellikle içinde bir ses belirir. Söylemezsin çoğu zaman. Ama oradadır.

Alet değişir, el değişmez diyorum hep. Ama şunu da ekleyebilirim artık: Mutfak değişir, şarkı değişmez. Tencere başka, ocak başka, şehir başka — ama o melodi, o içten gelen o kıpırtı, seninle birlikte göçer. Valiz açılmadan önce mutfakta belirir.

O zaman belki de şunu sormak lazım: Bugün mutfağında ne pişirdin? Ve ne mırıldandın? Çünkü ikincisi, birincisinden çok daha fazlasını anlatır sana dair. Tarif değişebilir, ölçü yanılabilir, tuz fazla gidebilir. Ama o şarkı — o içeriden gelen o şarkı — hiç yalan söylemez.

Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun.
Demirhan.

‹ Geri