Bu sabah, güzel bir havada terasta çizdiğim Nazım portresi üzerine; yüzyılın en büyük şairlerinden olan Nazım için yapılan birkaç aptalca ve dar açılı yaftalamayı görünce, etkiye tepki olarak bu yazıyı kaleme aldım."
ÇAPKINLIK ETİKETİ VE TOPLUMSAL İKİYÜZLÜLÜĞÜN ANATOMİSİ
"Nazım Hikmet çok çapkınmış" ifadesinde yapısal bir mantık hatası var. Temel bir gerçeği ıskalıyoruz: Tek başına "çapkın" erkek yoktur. Bir kadın istemediği sürece bir erkek sabaha kadar "Ben fena çapkınım" diye övünse ne fayda? Kendi kendine çapkınlık yapar durur... Aslında Nazım’a veya herhangi bir erkeğe yakıştırılan bu "çapkınlık" etiketi, toplumsal ikiyüzlülüğümüzün ilk perdesidir.
İşte bu yüzden hayatın her alanında sevdiğim, saydığım insanların erkek ya kadın fark etmeden "Seks kaseti çıktı, çapkınlık yaptı" gibi haberlerden en ufak rahatsızlığım/ikiyüzlülüğüm olmadı.
Cinselliği "namus, düşkünlük, tu kaka" gibi kalıplara sıkıştırmak; konuşmayı, düşünmeyi ve yaşamayı bir tür tabuya dönüştürmek, bu toplumların sakat zihniyetinin bir ürünüdür. Bu zihniyetin temeli ise teolojik bir pencereden bakarak, ahlakı sadece üreme organları üzerinden tanımlama sığlığından gelir. İki yetişkin insanın kendi rızalarıyla yaşadıklarından ya da yaşamadıklarından sadece kendilerinin sorumlu olduğu gerçeği o kadar basittir ki... Ama kapalı toplumlar bu gerçeği yadsımayı seçer ve kendilerine "Çok güzel ve sağlam bir toplumuz" yalanını söylerler.
Bu kapalı yapının absürtlüğü siyasete de yansır. Doğanın dengesini bozdukları için yaşadıkları felaketleri bile gizli cinsel aktivitelere bağlayan bir kafa yapısı, yönetici seçerken de aynı teolojik "dürüst insan" yanılsamasına düşer. Toplumun arzusu, farkında olmadan şuna evrilir: "O seks yapmadığı için iyi yönetir." Kemal Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi, bir siyasetçinin "çok namuslu adam ya" diye övülmesinin arkasında yatan gizli kod budur. Ya da adı "hizipçiye" çıkmış bir siyasi figür olan Deniz Baykal'ın evli olmasına rağmen başka bir kadınla yattı diye yaygara koparılmasını da buna sayabiliriz. Liyakat değil, cinsellikten arındırılmış bir "sterillik" kutsanır.
İşte tam bu noktada, yaftalamanın asıl mekanizması ve o meşhur "Herkesle yatmaksa mesele, en büyük orosuluk erkektir" sözünün hakikati devreye giriyor. Başka insanların rızasıyla yaşadığı cinsellikten en çok kim rahatsız oluyor? Erkek. Ve bu rahatsızlık için kadının kendi kan bağı olması gerekmez; çünkü ataerkil bilinçaltında tüm kadınların varoluş sebebi, erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Cinsellik bittiğinde ise adalet tamamen buharlaşır: Bu aktivite sonucu dünyaya gelecek potansiyel kurban ve faillerin bakımından, yetiştirilmesinden tek başına kadın sorumlu tutulur. İşin en acı tarafı, bu tek taraflı adaletsizliği "normal" olarak kabul edip bir sonraki nesle öğretmek de yine kadınlara bir görev olarak yüklenir.
Oysa her şeyi temize çekecek, bu koca teolojik tiyatroyu ve ikiyüzlülüğü yıkacak kural bu kadar basittir: Yaşanan cinselliğin içinde eğer siz yoksanız, fiziksel ve sözel olarak o cinsellikten uzak durmanız gerekir.
Mısmıl olun,
Demirhan
