Yazdıklarım

Tazeler

orem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Aenean commodo ligula eget dolor. Aenean massa. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Donec quam felis, ultricies nec, pellentesque eu, pretium quis, sem. Nulla consequat massa quis enim. Donec pede justo, fringilla vel, aliquet nec, vulputate eget, arcu. In enim justo, rhoncus ut, imperdiet a, venenatis vitae, justo. Nullam dictum felis eu pede mollis pretium. Integer tincidunt. Cras dapibus. Vivamus elementum semper nisi. Aenean vulputate eleifend tellus. Aenean leo ligula, porttitor eu, consequat vitae, eleifend ac, enim. Aliquam lorem ante, dapibus in, viverra quis, feugiat a, tellus. Phasellus viverra nulla ut metus varius laoreet. Quisque rutrum. Aenean imperdiet. Etiam ultricies nisi vel augue. Curabitur ullamcorper ultricies nisi. Nam eget dui. Etiam rhoncus. Maecenas tempus, tellus eget condimentum rhoncus, sem quam semper libero, sit amet adipiscing sem neque sed ipsum. Nam quam nunc, blandit vel, luctus pulvinar, hendrerit id, lorem. Maecenas nec odio et ante tincidunt tempus. Donec vitae sapien ut libero venenatis faucibus. Nullam quis ante. Etiam sit amet orci eget eros faucibus tincidunt. Duis leo. Sed fringilla mauris sit amet nibh. Donec sodales sagittis magna. Sed consequat, leo eget bibendum sodales, augue velit cursus nunc,



Fırçanın Hafızası: Usta Ellerin Sırrı Nedir?

Fırçanın Hafızası: Usta Ellerin Sırrı Nedir?

…demircisi, hamur yoğuranı, taş oyanı. Pürüzlü değil mi, sadece çağrışım açısından söylüyorum — o eller anlatıyor. Ellerin içinde bir kronoloji var: İlk seferde titredi, sonra ısındı, sonra unuttu nasıl titreyeceğini, sonra titreme gerektiğinde bile titremedi çünkü artık karar el değil, iş veriyor. Alet meselesi buraya giriyor işte. Dijital çizim tabletim var. Kalemim var. Kömürüm var. Mürekkeplerim. Hepsinde aynı şeyi yapıyorum: Bir insanın yüzünü arıyorum. Alet değişince bazı şeyler değişiyor elbette — pürüzün dokusu, silginin izi, kağıdın direnci. Ama elin niyeti değişmiyor. El hâlâ aynı şeyi soruyor yüze: "Sen kimsin, gerçekten?" Peki ustalık nasıl geliyor? Sana dürüst cevabı vereyim — kimse tam bilmiyor. Ama gözlemlerim şunlar: Tekrar tek başına yetmez. Aynı hatayı bin kez yapmak seni usta yapmaz, sadece yorar. Tekrarın içinde dikkat olmalı. Hata silinmez, katmana gömülür. Her…

>Oku Beni
ÇAPKINLIK ETİKETİ VE TOPLUMSAL İKİYÜZLÜLÜĞÜN ANATOMİSİ

ÇAPKINLIK ETİKETİ VE TOPLUMSAL İKİYÜZLÜLÜĞÜN ANATOMİSİ

…ahlakı sadece üreme organları üzerinden tanımlama sığlığından gelir. İki yetişkin insanın kendi rızalarıyla yaşadıklarından ya da yaşamadıklarından sadece kendilerinin sorumlu olduğu gerçeği o kadar basittir ki... Ama kapalı toplumlar bu gerçeği yadsımayı seçer ve kendilerine "Çok güzel ve sağlam bir toplumuz" yalanını söylerler.Bu kapalı yapının absürtlüğü siyasete de yansır. Doğanın dengesini bozdukları için yaşadıkları felaketleri bile gizli cinsel aktivitelere bağlayan bir kafa yapısı, yönetici seçerken de aynı teolojik "dürüst insan" yanılsamasına düşer. Toplumun arzusu, farkında olmadan şuna evrilir: "O seks yapmadığı için iyi yönetir." Kemal Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi, bir siyasetçinin "çok namuslu adam ya" diye övülmesinin arkasında yatan gizli kod budur. Ya da adı "hizipçiye" çıkmış bir siyasi figür olan Deniz Baykal'ın evli olmasına rağmen başka bir kadınla yattı…

>Oku Beni
Renk Körü Bir Ressam Olsaydım Ne Görürdüm?

Renk Körü Bir Ressam Olsaydım Ne Görürdüm?

…güzel tarafı başlıyor. Çünkü: Renk körü insanlar kontrasta, dokuya ve tona çok daha duyarlı olabiliyor Kamuflajı "görmezden gelip" altındaki şekli fark edebiliyorlar (İkinci Dünya Savaşı'nda ordu bunu keşfedince renk körü askerleri istihbarat birimlerine aldı — evet, bu gerçek) Rengi hissetmek için başka ipuçlarına yaslanıyorlar: ışık açısı, gölge derinliği, kıvam Bir portreyi çizerken benim için renk zaten ikinci plandadır aslında. Önce ışık gelir, sonra gölge, sonra yüzün geometrisi. Sonra — çok sonra — ten rengi. Ve o ten rengi de hiçbir zaman tek bir renk değildir zaten. Yüzün şakağı soğuk mavi, yanakları sıcak turuncu, çene altı mor. Bunu "yanlış" görürsek, belki daha doğru bir yere varırız. El Greco'nun uzatılmış figürlerini hatırlıyorum. Yıllarca "hasta gözü vardı, astigmatı vardı" diye tartışıldı. Sonra biri çıktı, "Astigmatı olsaydı, çizdiği figürler de aynı şekilde deforme…

>Oku Beni
Paslanmaz Çelik Tavadan Daha Fazlasını Bekliyorsan

Paslanmaz Çelik Tavadan Daha Fazlasını Bekliyorsan

…pencereden uçuyor.) Şimdi gelelim et meselesine. Tavayı doğru ısıttın, yağı doğru ekledin, eti koydun — ve şimdi ne yapıyorsun? Kaldırmaya çalışıyorsun. Yapıştı, baskı yapıyorsun, bir yandan da lanet okuyorsun. Dur bir saniye. Et tavaya koyulduğunda önce yapışır — bu normal, bu fizik, bu senin hatan değil. Ama protein pişince kendiliğinden bırakır. Sabırla beklersen, et seni serbest bırakır. Zorlarsan parçalanır ve sen de o gece üzgün bir şekilde yatarsın. Bu arada paslanmaz çelik tava, yapışmaz kaplamalı tavadan çok daha uzun ömürlü. Teflon ya da seramik kaplamalar zamanla çizilir, bozulur, değiştirilmesi gerekir. Paslanmaz çelik ise on yıllarca kullanılabilir, yüksek ısıya dayanır, fırına girer, metal spatula kabul eder. (Yapışmaz tavaya metal spatula koyarsan o kaplama parçacıkları nereye gidiyor sence? Yemeğine. Şimdi dur ve düşün.) Temizlik konusunda da bir söz edeyim çünkü…

>Oku Beni
Yemek Yaparken Neden Hep Aynı Şarkıyı Söylüyoruz?

Yemek Yaparken Neden Hep Aynı Şarkıyı Söylüyoruz?

…bir melodi olduğu yerler. Bıçağın sesi yeterli. Ek bir şeye ihtiyaç yok. Türk mutfakları — ahşap kaşığın tencere kenarına vurması bir ritim tuttu mu, gerisi kendiliğinden gelir. Türkü olmasa bile bir türkü vardır orada. Göç mutfakları — karışık. İki dilin ortasında bir melodi. Ne tam buraya ait, ne tam oraya. Ama tam da bu yüzden en özgün olan. Ben kendi mutfağımda fark ettim bunu. Almanya'da, küçük bir dairede, Türk biberi kavururken — birdenbire, hiçbir mantığı olmayan bir şekilde — İzmir'de duyduğum bir Roman müziği parçasını mırıldamaya başladım. Hiç bilmiyordum o parçayı. Yani biliyordum ama bilmediğimi sanıyordum. Biber kavrurunca geldi. Dumanla birlikte çıktı içeriden. Koku ve ses beyin içinde komşu odalarda yaşıyor. Hipokampüs, amigdala — bunlar sadece bilimsel isimler değil, senin mutfak arşivin. Bir koku bir sesi getiriyor, bir ses bir kokuyu. Limon sıkınca bir ses duyar gibi…

>Oku Beni
Tuz Neden Her Şeyin Sırrıdır? Mutfağın En Eski Oyunu

Tuz Neden Her Şeyin Sırrıdır? Mutfağın En Eski Oyunu

…ete geri emilir — bu sefer tuzla birlikte, derinlere. Sonuç: içten lezzetli et. Son dakika tuzlaması ise sadece yüzeyi etkiler, o kadar. Makarna suyu: "Deniz gibi tuzlu" olmalı derler. Bu abartı değil. Makarna pişerken tek lezzet alma fırsatı o sudur. Sosla telafi etmeye çalışmak... çalışmaz. Sebze kavurma: Baştan tuzlarsan sebze su bırakır, pişmez — buğulanır. Sonunda tuzlarsan yüzeysel kalır. En iyi nokta: kavurmanın ortası. Hamur işleri: Tuz, maya ile doğrudan temas etmemeli — mayayı öldürür. Önce unu, sonra tuzu, sonra mayayı ekle. Sırası bozulursa hamurun gidişatı değişir. Tatlılar: Evet, tatlılara da tuz girer. Az ama etkisi büyüktür. Çikolatalı kekte bir tutam tuz, çikolata aromasını derinleştirir. İnanmıyorsan dene, inanıyorsan da dene. Bir de tuz çeşitlerinden bahsedelim, çünkü "tuz tuzdu" diyen biri bana bir gün "boya boyad" da diyecektir ve o kişiyle aynı atölyeyi…

>Oku Beni
Tuz Neden Her Şeyin Sırrıdır? Mutfağın En Eski Oyunu

Tuz Neden Her Şeyin Sırrıdır? Mutfağın En Eski Oyunu

…ete geri emilir — bu sefer tuzla birlikte, derinlere. Sonuç: içten lezzetli et. Son dakika tuzlaması ise sadece yüzeyi etkiler, o kadar. Makarna suyu: "Deniz gibi tuzlu" olmalı derler. Bu abartı değil. Makarna pişerken tek lezzet alma fırsatı o sudur. Sosla telafi etmeye çalışmak... çalışmaz. Sebze kavurma: Baştan tuzlarsan sebze su bırakır, pişmez — buğulanır. Sonunda tuzlarsan yüzeysel kalır. En iyi nokta: kavurmanın ortası. Hamur işleri: Tuz, maya ile doğrudan temas etmemeli — mayayı öldürür. Önce unu, sonra tuzu, sonra mayayı ekle. Sırası bozulursa hamurun gidişatı değişir. Tatlılar: Evet, tatlılara da tuz girer. Az ama etkisi büyüktür. Çikolatalı kekte bir tutam tuz, çikolata aromasını derinleştirir. İnanmıyorsan dene, inanıyorsan da dene. Bir de tuz çeşitlerinden bahsedelim, çünkü "tuz tuzdu" diyen biri bana bir gün "boya boyad" da diyecektir ve o kişiyle aynı atölyeyi…

>Oku Beni
Bir Şehri Gerçekten Görmek İçin Önce Kaybolmalısın

Bir Şehri Gerçekten Görmek İçin Önce Kaybolmalısın

…bakar. Bunlar olacak. Olması gerekiyor da zaten. İşte tam bu yüzden kaybolmak işe yarıyor: Konfor bölgesinden çıkınca şehrin gerçeği başlıyor. Bir portreyi düşün. Ben birine bakıp onu çizmeye başladığımda, önce yüzün "doğru" tarafına bakmam. İnsanlar her zaman "güzel" taraflarını göstermek ister. Hafifçe sola döner, ışığı ayarlar, dik durur. Ama ben bekliyorum. Dikkatlerini kaybettikleri an, bir şeyi düşünürken donup kaldıkları an — işte o an gerçek yüz çıkar ortaya. Şehirler de böyle. Turistik cepheler, şehrin "fotoğraf için döndüğü tarafı"dır. Kaybolunca arka yüzü görürsün. Peki nasıl kaybolunur? Bunu sormak bile biraz komik, ama soralım: Telefonu koy, haritayı kapat. En az yarım saatliğine. Paniklersen zaten açarsın, kimse seni zorlamıyor. Yürüme hızını düşür. Ortalama turist hızının yarısına in. Fark edeceksin neleri geçip gittiğini. Bir şeye takıl. Tuhaf bir kapı, garip bir…

>Oku Beni