
Sana bir şey soracağım ve dürüst cevap ver: Son yediğin yemeğin tadını gerçekten hatırlıyor musun? Yani tam olarak — dili dolduran, gözleri kapatan, “dur bir dakika” dedirten türden bir tat. Yoksa sadece doyduğunu mu hatırlıyorsun? Çünkü bu ikisi artık neredeyse hiç aynı şey değil.
Bir arkadaşımla geçen hafta oturmuştuk. Adam elindeki hamburgere bakıyordu, o sarı plastik peynire, o kıpkırmızı yapay domates sosuna. “İyi değil ama durduramıyorum kendimi” dedi. Ben de güldüm. Sonra düşündüm — bu aslında hiç komik bir şey değil. Bu, damak hafızamızın yavaş yavaş nasıl silindiğinin itirafıdır.
Gastronomi dünyasında pek konuşulmayan bir şey var: Sahte lezzetler gerçek lezzetleri öldürmez. Onları unutturur. Ve unutturmak, öldürmekten çok daha sinsi bir şeydir.
Meseleye biraz geriden bakalım. İnsan damağı inanılmaz bir alettir. Tatlıyı, ekşiyi, acıyı, tuzu, umamiyı ayırt edebilir. Ama bu ayrım yapma kapasitesi, egzersiz ister. Tıpkı bir kas gibi. Sen o kası sürekli aynı uyaranla beslersen — aşırı tuz, aşırı şeker, yapay aroma — o kas körelir. Artık ince farkları göremez. Olgunlaşmış bir domates ile plastik seradan çıkmış bir domates arasındaki fark sana anlamsız gelmeye başlar. Ve işte o an, bir şeyleri kaybetmeye başladığın andır.
Gıda endüstrisi bunu çok iyi biliyor. “Bliss point” denen bir kavram var — Türkçeye “hazdoruğu” diye çevirebiliriz. Tuz, şeker ve yağın tam olarak beynin “yeter” diyemeyeceği miktarda bir araya getirilmesidir bu. Bir cips paketini açtın mı ve bitirmeden bırakamadın mı? İşte o, kaza değil. Mühendislik.
Ama şunu da söyleyeyim: Ben burada sana “fast food yeme, sağlıklı yaşa” vaazı verecek değilim. Böyle yazılardan ben de bıktım. Konu sağlık değil — konu hafıza. Konu kimlik. Konu bir yemeği yerken “bu bana bir şey söylüyor” hissi.
Büyükannem mercimek çorbası yapardı. İçinde hiçbir şey yoktu aslında — mercimek, soğan, sarımsak, biraz tereyağı. Ama o çorbanın tadı benim için bütün bir kış öğleden sonrasıydı. O tat bir duygunun kapısıydı. Şimdi market raflarında “ev yapımı tadında” yazan kutular görüyorum. (Ev yapımı tadında. Kimin evi? Hangi eller? Hangi öğleden sonra?) O çorbayı bir makine yapabilir mi? Teknik olarak belki. Ama o çorba sadece bir formül değildi ki.
Peki ne yapmalı? İşte bu noktada sana bir liste vermek istiyorum — ama dikkat, bu bir “diyet listesi” değil. Bu, damak hafızanı geri kazanmak için küçük egzersizler:
- Bir şey yerken onu gerçekten ye. Telefon yokken, ekran yokken. Sadece o tabak ve sen. Ne kadar zorlandığını göreceksin ilk başta — bu da sana bir şey söyler.
- Haftada bir kez, sadece bir şeyi gerçek haliyle dene. Paketli değil, hazır değil. Bir domates. Bir fındık. Bir zeytin. Onunla baş başa kal.
- Bir tarifi bir kez el ile yap. Tarifi takip et, ölç, karıştır, bekle. Bekleme kısmı önemli — sabır bir lezzet bileşenidir.
- Birinin elinden bir şey ye. Anne, arkadaş, komşu — fark etmez. Başkasının emeğinin tadı gerçekten farklıdır. Bunu tarif edemezsin, ama farkını hissedersin.
- Kötü bir yemek yersen, neden kötü olduğunu düşün. Sadece “olmadı” deme. Eksik mi? Fazla mı? Zamanlama mı? Bu soru, damak farkındalığının başlangıcıdır.
Bir de şunu söyleyeyim: Gerçek lezzetin pahalı olduğu yalanına inanma. Bu, gıda endüstrisinin en büyük numaralarından biri. Gerçek lezzet çoğu zaman ucuzdur — sadece zaman ister. Bir kuru baklagil, bir kemik suyu, ekşi maya ile kabaran bir ekmek. Bunlar lüks değil. Bunlar sabır. Ve sabır, bugün en kıt bulunan malzemedir.
Ben çizer olarak şunu bilirim: Bir yüzü hızlı çizebilirsin. Ama hızlı çizilmiş yüz, o insanı taşımaz. Onun yorgunluğunu, gülüşünü, taşıdığı yılları taşımaz. Yemek de böyle. Hızlı yapılmış şey, doyurur belki — ama bir şeyi anlatmaz. Ve biz, sadece doyulmak için değil, bir şeyler anlaşılmak için de yeriz.
Damak hafızası, aslında kim olduğunun bir parçasıdır. Hangi yemeğin seni eve götürdüğünü bilmek, hangi kokunun gözlerini kapattırdığını hatırlamak — bunlar küçük şeyler değil. Bunlar kimliğin dağılmaması için tutunduğun iplerin bir kısmı.
O yüzden, bir dahaki öğünde — sadece bir kez — dur. Bak. Koklayın. Tatmadan önce bekle. Belki bir şey hatırlarsın. Belki hiçbir şey hatırlamazsın ama bu sefer gerçekten tadarsın. İkisi de güzel.
Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun.
Demirhan.
