
Bakıyorum, herkesin elinde bir telaş, bir “eyvah işimizden mi olacağız” feryadı, bir kıyamet senaryosu… Yahu huysuzluk yapmayın, oturun hele bir soluklanın. Elinize yeni bir oyuncak verildi diye neden bu kadar titriyorsunuz? 40 yıldır kağıda kalem sürten, mürekkep yalayan, yeri geldiğinde o mürekkebi ekmeğine katık eden bir adam olarak söylüyorum: Sakin olun. Bugünün mevzusu Gemini denilen o “akıllı” arkadaş. Hani şu Google’ın gövde gösterisi yaptığı, her şeyi bildiğini iddia eden, bazen bir dahi bazen de iflah olmaz bir şaşkın gibi davranan yeni teknoloji harikası.
Alet Değişir, El Değişmez (Ezberleyin Artık Şunu!)
Benim sanat felsefem bellidir: Alet değişir, el değişmez. İster kömür karasıyla mağara duvarına çiz, ister en pahalı yağlı boyayla tuvali ağlat, istersen de bugün karşımıza çıkan bu algoritmalarla haşır neşir ol. Eğer elinde (ve o elin bağlı olduğu o koca kafanın içinde) bir dert yoksa, anlatacak bir hikayen, görecek bir yükün yoksa, Gemini sana dünyaları verse ne yazar? Bir portreyi çizerken ben o insanın sadece burnunu, ağzını çizmiyorum; o gözlerin altındaki morlukta birikmiş kırk yıllık yorgunluğu, o alındaki çizgide saklı hayal kırıklıklarını çiziyorum. Şimdi bu “akıllı” kutular bunu yapabilir mi? Yapamaz demiyorum, belki görüntüyü taklit eder ama o sızıyı duymaz. Duyması da gerekmez zaten, sızıyı duyacak olan sensin. O sadece senin fırçan olur, o kadar.
Gemini dediğimiz şey, aslında devasa bir kütüphanenin, dünyanın tüm bilgeliğinin ve saçmalığının bir kazanda kaynatılıp önümüze sunulmuş hali. (Arada içine fazla tuz kaçıyor, o ayrı mesele.) Ev kullanıcısı için, yani senin benim gibi “Ben bununla ne yapacağım şimdi?” diyenler için büyük bir nimet olabilir. Ama kullanmasını bilirsen. Eğer ona “Bana bir resim çiz” dersen, sana ruhsuz bir vitrin mankeni verir. Ama “Bana, 1980’lerin başında İstanbul’da bir sabahçı kahvesinde oturmuş, umudunu son vapura yüklemiş bir adamın iç sesini yaz” dersen, işte o zaman makineyle aranda bir bağ kurulmaya başlar. Yani mesele yine dönüp dolaşıp senin ne kadar insan olduğuna, ne kadar derinlik taşıdığına geliyor.
Nasıl “Mısmıl” Bir Kullanıcı Olunur?
Şimdi size bu yeni oyuncağı nasıl kullanacağınızla ilgili, teknik klavuzlarda bulamayacağınız türden birkaç “Demirhan tüyosu” vereyim. Bu mereti korkulacak bir canavar değil, mutfaktaki yeni bir bıçak seti gibi görün. (Ki bilirsiniz, bıçak setinin kalitesi yemeği lezzetli yapmaz, soğanları doğru doğramanı kolaylaştırır.)
- Emir Kipi Değil, Sohbet: Ona bir makine gibi değil, biraz saf ama çok okumuş bir stajyer gibi davran. “Şunu yap” deme, “Şu konuda ne düşünürsün?” diye sor. Aradaki o nüans, aldığın cevabın kalitesini değiştirir.
- Kendi Sesini Kaybetme: Gemini senin yerine yazar, senin yerine kod yazar, senin yerine plan yapar. Ama senin yerine yaşayamaz. Onun yazdığı metni alıp olduğu gibi kullanmak, hazır çorbaya sıcak su döküp “Ben çok iyi aşçıyım” demek gibidir. Ayıptır, en başta kendine ayıptır. Onu bir taslak olarak kullan, sonra kendi ruhunu o metnin içine üfle.
- Soru Sormayı Öğren: Cevaplar ucuzdur evlat, önemli olan sorulardır. Gemini’ye öyle sorular sor ki, algoritması bir anlık da olsa “Vay be, bu insan ne diyor?” desin. (Tabi demiyorlar aslında, sadece matematiksel olasılıklar çatırdıyor ama olsun, biz öyle hayal edelim.)
İnsanlık Halleri ve Algoritmik Soğukluk
Benim dünyamda herkese yer var demiştim; ama vicdansıza, faşiste, aptala yer yok. Gemini ve benzeri teknolojilerin en büyük tehlikesi de burada yatıyor. Eğer bu araçlar nefret söylemini, ayrımcılığı, o “öteki” kavramını besleyecek şekilde eğitilirse, işte o zaman sanatın da insanlığın da canına okurlar. Ama bizler, yani empatiyi kaleminin ucunda bir ağırlık olarak hissedenler, bu araçları “öteki” diye bir şeyin olmadığını anlatmak için kullanabiliriz. Bir Alman’ın derdini bir Türk’e, bir sanatçının hayalini bir mühendise tercüme etmek için bu köprüden geçebiliriz.
Bakın, göç görmüş, kültürler arasında zikzak yapmış bir adamım. Berlin’in gri havasıyla Anadolu’nun sıcak toprağını aynı ruhta eritmişim. Teknoloji dediğin şey, bu birleştirici güce hizmet ettiği sürece başımın üstünde yeri var. Gemini sana farklı dillerde konuşma imkanı veriyor olabilir ama aynı dilde ağlamayı öğretmez. Onu sen bileceksin. Gözündeki yaşı silecek mendili teknoloji üretir, ama o gözün neden dolduğunu sadece sen anlatabilirsin.
Sonuç Yerine Bir Meydan Okuma
Gemini mi geldi? Hoş gelmiş, sefalar getirmiş. Buyursun otursun baş köşeye, bir çayımızı içsin. Ama unutmayın, masanın sahibi biziz. O sadece bir araç. 40 yıl önce fırça neyse, bugün bu yapay zeka odur. Korkmayın, bu aletler sizin yerinizi almayacak; ama bu aletleri kullanmayı bilen, ruhu geniş, vicdanı hür insanlar, yerinde sayanların epey önüne geçecek.
Hayat lineer gitmiyor dostlar, hepimiz bir zikzak içindeyiz. Bazen teknoloji bizi ileri atar, bazen de biz teknolojiyi kolundan tutup kendi derinliğimize çekeriz. Mesele o dengede kalabilmekte. Kendi portreni çizerken Gemini’den yardım alabilirsin, ama o son dokunuşu, o gözdeki o küçük parıltıyı, yani ruhu sadece senin “elinden” çıkan o eşsiz titreşim verebilir. Alet değişir, el değişmez derken şaka yapmıyordum.
Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra gidip “Gemini, bana hayatın anlamını söyle” diye sormayın. Hayatın anlamı; o yediğin yemeğin içindeki bir tutam baharatta, çizdiğin portredeki o yorgun bakışta, bir insanın elini sıktığında hissettiğin o sıcaklıktadır. Makineye bunları sorduğunda sana ansiklopedik cevaplar verir, sen ise yaşayarak cevap verirsin. Aradaki fark budur.
Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun
Demirhan.
