Sanat

Aynadaki Yabancı ve Kalemin Ucundaki O Ağır Yük

image

Aynadaki Yabancı ve Kalemin Ucundaki O Ağır Yük

Her sabah o cam parçasının karşısına geçip kendine bakıyorsun ya, hani o “şuramda bir kırışıklık mı peydah olmuş?” ya da “saçlarım da iyice seyreldi” diye hayıflandığın anlardan bahsediyorum… İşte o an gördüğün şey, aslında koca bir yalan. Aynalar dürüst değildir cancağızım, aynalar sadece ışığı yansıtır. Gerçeği değil. Gerçek, o aynanın arkasındaki karanlıkta, senin bile kendine itiraf edemediğin o yorgun bakışta gizli. Kırk yıldır elime kalem alıp kağıdın başına oturduğumda, karşımdakinin burnunun kemerini ya da gözünün rengini değil, işte o aynada görmekten kaçtığı “yükü” arıyorum.

Sanat dediğin şey, janjanlı galerilerde şampanya kadehi tokuşturup “ay ne kadar da post-modern bir yaklaşım” diye geyik yapmak değildir. Sanat, o kalemin ucundaki somut ağırlıktır. Bir portreyi çizerken, o insanın sadece yüzünü değil, o yüze gelene kadar geçtiği yolları, yediği kazıkları, kurduğu hayalleri ve o hayallerin nasıl tuzla buz olduğunu görmen gerekir. Eğer görmüyorsan, yaptığın şey resim değil, sadece teknik bir kopyalamadır. (Ki piyasada bunlardan çok var, elleri dert görmesin ama ruhları nerede, orası meçhul.)

Alet Değişir, El Değişmez: Bir Zanaatkarın İtirafı

Bana sık sık sorarlar, “Demirhan Bey, hangi kalemi kullanıyorsunuz?” ya da “Dijital çizim hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye. Cevabım her zaman aynıdır ve değişmeyecek: Alet değişir, el değişmez. İster kömür karasıyla mağara duvarına çiz, ister en pahalı grafik tabletin başına geç; o çizgiyi çeken senin ruhundur, tecrübendir. Kalem sadece bir aracıdır. Eğer senin elin bir insanın acısına dokunmayı bilmiyorsa, dünyanın en pahalı fırçasıyla bile sadece boya israfı yaparsın.

Kırk yıllık bir pratikten bahsediyoruz. Bu dile kolay, parmak uçlarındaki nasırlara sor bir de onu. Portre çizmek, benim için bir nevi otopsi yapmak gibidir ama ruhu öldürmeden, aksine onu daha da canlandırarak. Bir insanın gözünün kenarındaki o ince çizgi, sadece yaşlılık belirtisi değildir; o, bazen bir evladın mezarı başında dökülen yaştır, bazen de bir akşamüstü dostlarla atılan en samimi kahkahanın izidir. Sanatçı dediğin, o izi ayırabilen adamdır.

“Bir portreyi çizerken önce o insanın yükünü görürüm, sonra yüzünü. Yükünü görmediğim adamın resmini de çizmem zaten; çünkü o adamın anlatacak bir hikayesi yoktur ya da anlatmaya cesareti.”

Herkes Var, Ama Herkes Giremez

Benim dünyamda kapılar ardına kadar açıktır ama bir şartla: İnsan olacaksın. Benim atölyeme, benim soframa (ki aşçılık da resim yapmak gibidir, malzemeyi tanıyacaksın) aptal giremez, faşist giremez, vicdanını cüzdanına sığdıran giremez. Geri kalan herkes için yerim var. İnsanları etiketleriyle görmem ben. “Bu profesör,” “bu işçi,” “bu mülteci”… Bunlar sistemin uydurduğu, bizi birbirimize kırdırmak için kullanılan boş laflar. Benim için sadece ‘insan’ vardır ve her insan, bir başkasına göre ‘öteki’dir. Bu ötekilik hali, dünyanın en güzel renk paletidir aslında.

Empati denilen o havalı kavram, benim için kalemimin ucundaki ağırlıktır demiştim ya, gerçekten öyle. Bir mültecinin portresini çizerken, o kalemin ucuyla sanki ben de o botun içindeymişim gibi hissederim. O çaresizliği kağıda dökerken, aslında kendi çaresizliğimi de çizerim. Çünkü biliyorum ki, yarın bir gün o botta benim olmayacağımın garantisi yok. Dünya dediğin yer, yuvarlak bir oyun alanı ve her an her şey tersine dönebilir. (Bu yüzden kibrinizi kapının eşiğinde bırakıp öyle girin içeri.)

Gastronomi ve Resim: İki Ayrı Kapı, Aynı Avlu

Bazen soruyorlar, “Yahu Demirhan, hem çiziyorsun, hem yazıyorsun, hem de yemek yapıyorsun; hangisi sensin?” diye. Hepsi benim cancağızım, hepsi! Bir yemeğin tuzunu ayarlamakla, bir portrenin gölgesini ayarlamak arasında hiçbir fark yok. İkisi de denge işidir, ikisi de tutku işidir. Bir malzemeye, bir soğana bile saygı duymazsan, ondan lezzetli bir yemek çıkaramazsın. Bir insanın yüzüne, o yüzün taşıdığı tarihe saygı duymazsan da ortaya bir portre çıkaramazsın.

  • Resim: Görünmeyeni görünür kılma çabası.
  • Yazı: Söylenemeyeni, kelimelerin arasına gizleme sanatı.
  • Yemek: Sevginin en somut, en yenilebilir hali.
  • Yaşam: Tüm bunların ortasında, “mısmıl” kalabilme mücadelesi.

Mutfakta ocağın başındayken de “alet değişir, el değişmez” kuralı işler. En lüks mutfak robotu, annemin o eski tahta kaşığının verdiği tadı veremez. Çünkü o kaşıkta yaşanmışlık vardır, o kaşıkta bir hikaye vardır. Sanatta da böyledir; teknik mükemmellik peşinde koşanlar, genellikle ruhu yolda düşürürler. Ben ise yolda düşen o ruhları topluyorum.

Peki, Şimdi Ne Olacak?

Yazının sonuna doğru gelirken, senden bir ricam var. Bir sonraki sefer aynaya baktığında, sadece yüzündeki kusurları arama. O gözlerin arkasındaki çocuğu gör. O çocuğun hala neyi beklediğini, neden yorgun olduğunu anlamaya çalış. Başkalarına bakarken de onları etiketlerinden sıyırıp bak. Karşındaki adam sadece bir ‘garson’ değil; o adamın bir sevdiği var, bir derdi var, belki de evde hasta bir annesi bekliyor. Onu sadece garson olarak görürsen, dünyayı sadece siyah beyaz görürsün. Renkleri kaçırırsın.

Hayat, lineer bir çizgi değil; zikzaklarla dolu, bazen geri dönen, bazen kör düğüm olan bir süreç. Bu düğümleri çözmeye çalışırken birbirimizi kırmanın, dökmenin alemi yok. Vicdanını diri tut, elini taşın altına koymaktan korkma ve her ne yapıyorsan yap, içine mutlaka ‘insan’ koy. Kalemle mi çiziyorsun? İnsan koy. Yemek mi yapıyorsun? İnsan koy. Birine selam mı veriyorsun? O selamın içine insanlığı sığdır.

Sanat felsefesi dediğin şey, kütüphane raflarında tozlanan kalın kitaplar değil, senin hayata bakış açındır. Eğer bu bakış açısında “öteki”ne yer yoksa, senin sanatın da, felsefen de beş para etmez. (Biraz sert oldu ama gerçek bu, ne yapalım, yalan mı söyleyelim bu yaştan sonra?)

Son söz niyetine; hayat bir portre çalışmasıdır. Her gün yeni bir çizgi eklenir, her gün bir gölge daha derinleşir. Önemli olan, o tablo bittiğinde, karşısına geçip “Evet, bu benim ve bu hayatı mısmıl yaşadım” diyebilmektir. Gerisi zaten lafügüzaf, gerisi sadece toz ve duman.

Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun
Demirhan.

Daha Yorum Yazılmamış

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayinlanmayacak. Gerekli alanlar * ile isaretlenmistir