Dünya

Haritada Olmayan Yerler: Kayıp Şehirlerin Çekimi

Sana bir şey soracağım ve dürüst cevap ver: Haritada boş bir yer görünce içinde ne hissediyorsun? Rahatsızlık mı, merak mı, yoksa o garip, açıklanamayan çekim mi? Ben o çekimi biliyorum. Bir yüzü çizerken gözlerin tam ortasındaki o belirsiz noktayı bulmaya çalışmak gibi bir şey — orada bir şey var, kesinlikle var, ama henüz görünür değil.

Kayıp şehirler tam da bu hisle beslenir. Petra’yı düşün — Ürdün çölünün ortasında, kumtaşına oyulmuş, asırlar boyunca “yok” sayılmış bir şehir. Ya da Machu Picchu: bulut ormanlarının içinde, Peru And Dağları’nın sırtında, 1911’e kadar (resmi olarak) kimsenin “keşfetmediği” bir İnka yerleşimi. (Tabii orada yaşayan yerliler farklı düşünürdü bu “keşif” meselesine dair, ama o başka bir yazının konusu.)

Peki neden bu şehirler yok oldu? Ve daha önemlisi: neden biz onları aramaktan vazgeçemiyoruz?

Bir şehir nasıl “kaybolur”?

Önce şunu netleştirelim: Hiçbir şehir gerçekten kaybolmaz. Taşlar kaybolmaz. Duvarlar kaybolmaz. Kayıp olan, bizim o şehirle kurduğumuz bağdır — hafıza zincirindeki kopukluktur. Troya yüzyıllarca “efsane” sayıldı. Sonra 1868’de Heinrich Schliemann geldi, biraz deli bir Alman iş adamı, Homer’in İlyada’sını gerçek bir harita gibi kullandı ve Hisarlık tepesini kazmaya başladı. (İnsanlar ona güldü. Sonra sustular.)

Bir şehrin kayboluş nedenleri genellikle şu kategorilere düşer:

  • İklim değişikliği ve kuraklık: Angkor Wat’ın çöküşünde monsun yağmurlarının düzensizleşmesi baş rol oynadı. Khmer İmparatorluğu susuzlukla boğuştu.
  • Savaş ve istila: Carthage, Roma tarafından yakılıp yıkıldıktan sonra toprağına tuz ekildiği söylenir. (Bu muhtemelen bir efsanedir, ama ne güzel bir kin imgesidir.)
  • Ticaret yollarının değişmesi: Petra, ipek yolunun rotası kaydığında aniden anlamsızlaştı. Kervanlar gelmeyi bırakıncaya kadar.)
  • Salgın hastalıklar: Yersinia pestis — veba — tek başına onlarca şehri sessizliğe gömdü.
  • Gönüllü terk: Chaco Canyon’daki Pueblo halkı şehirlerini bırakıp gitti. Neden? Hâlâ tartışılıyor. Belki yeterince yaşamışlardı orada. (Bu benim en sevdiğim teori — şehirden sıkılıp gitmek.)

Merak mı, hırs mı, nostalji mi?

Kayıp şehir arayıcılarını iki tipe ayırıyorum — ve bu tamamen kişisel, bilimsel hiçbir dayanağı yok, sadece 40 yıllık gözlem:

Birincisi hazine avcısı tipi. Altın arıyor, tapınak arıyor, “büyük buluş” arıyor. El Dorado efsanesinin peşine düşen İspanyol conquistadorlar bunların prototipidir. Amazon ormanlarında kaybolup gittiler, ama o altın şehri bulamadılar. (Buldukları şey sıtma oldu, genellikle.) Bu tip insanı anlıyorum ama pek sevmiyorum.

İkincisi ise anlam arayıcısı tipi. O harabelerde bir şeyin sesini duymaya çalışan insanlar. Bir duvarın önünde durup “burada kim oturdu, ne yedi, neyi sevdi” diye soran insanlar. Bunlar benim insanlarım. Çünkü bir portreyi çizerken ben de tam bunu yapıyorum — yüzün altındaki hayatı arıyorum.

Arkeolog Howard Carter, Tutankhamun’un mezarını açtığında yanındaki Lord Carnarvon “içeride ne görüyorsun?” diye sormuş. Carter’ın cevabı tarihe geçti: “Muhteşem şeyler.” İki kelime. Ama o iki kelimenin içinde kaç asır vardı?

Haritada hâlâ boş yerler var

Şunu bilmeni istiyorum: 21. yüzyılda, uydular gökyüzünü kaplarken, Google Earth her köşeyi tararken, hâlâ bilinmeyen arkeolojik alanlar keşfediliyor. 2010’larda lidar teknolojisi (lazer tabanlı haritalama) Guatemala ormanlarında Maya şehirlerinin gizli ağını ortaya çıkardı. Milyonlarca insan, asırlardır tropik bitki örtüsünün altında yaşıyordu — sessizce, bekliyordu sanki.

Bolivia’da Llanos de Mojos bölgesinde, Amazon’un sel ovalarında, 2022’de yayımlanan bir çalışma dev bir Kazabulo şehir kompleksini gün yüzüne çıkardı. Şehir, 500 yıl önce terk edilmişti. Neden? Henüz bilmiyoruz.

Ve işte bu “henüz bilmiyoruz” cümlesi benim için en güzel cümlelerden biri. Belirsizlik korkutucu değil — belirsizlik davet kartı.

Kayıp şehirler bize ne anlatıyor?

Her harabe aslında bir ayna. Orada bir insan topluluğunun inşa ettiği, büyüttüğü, sonra bıraktığı ya da bırakmak zorunda kaldığı bir şey duruyor. Ve o taşların arasında dolaşırken — gerçekten dolaşırken, fotoğraf için değil, sadece orada olduğun için — şunu fark ediyorsun: Uygarlıklar geçici, ama insanın inşa etme isteği değil.

Bir sonraki nesil de bir şeyler inşa edecek. Bir sonraki nesil de o şeyleri terk edecek ya da kaybedecek. Ve çok sonra birileri geliп o harabelerin arasında “burada kim oturdu, ne yedi, neyi sevdi” diye soracak.

Umarım o zaman da cevap verecek biri olur.

Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun.
Demirhan.

Daha Yorum Yazılmamış

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayinlanmayacak. Gerekli alanlar * ile isaretlenmistir