‹ Geri

Unutulan Bir Sanat: Dinlemek Üzerine Kısa Bir İtiraf

Unutulan Bir Sanat: Dinlemek Üzerine Kısa Bir İtiraf

Sana bir şey soracağım ve cevap vermeden önce bir saniye dur: Son ne zaman birini gerçekten dinledin? Yani kafanda "evet ama..." veya "ben de bir keresinde..." cümleleri kurmadan, telefonuna bakmadan, konuşma bittikten sonra ne söyleyeceğini planlamadan — sadece dinledin?

Dur. Seni duyar gibiyim: "Ben iyi bir dinleyiciyimdir." Herkes öyle düşünür. Ben de öyle düşünürdüm. Sonra bir gün bir arkadaşım anlatırken kendimi onun cümlesini tamamlarken buldum. İçimden "yardım ediyorum" diye geçirdim. Oysa yaptığım şey, onun hikayesini çalıyordum. Mikrofonu elimden almak gibiydi — nazikçe, ama almak.

Dinlemek sanıldığı kadar pasif bir eylem değil. Aslında belki de en aktif şey. Susmanın içinde büyük bir kas gücü var. Kendinle boğuşuyorsun: "Ben de bunu yaşadım" dürtüsü, "şöyle yapmalıydın" öğüdü, "ah anlıyorum" diyip geçiştirme kolaylığı... Bunların hepsine direnmek gerekiyor. Bu direnç sıradan bir dirençten farklı çünkü ödülsüz. Kimse "çok iyi dinledin, bravo" demiyor sana. (Nadiren diyor. O nadiren çok güzel oluyor ama.)

Portre çizerken fark ettim bunu aslında. Bir yüzü çizmek için önce bakmak gerekiyor — gerçekten bakmak. Gözünü kısıp "burun şöyle, kaş böyle" diye taramak değil bu. O insanın yüzündeki yorgunluğu, direnci, saklamaya çalıştığı kırgınlığı görmek. Bakış ile dinleyiş aynı şey aslında, sadece farklı duyularla yapılıyor. İkisinde de ortada durmak zorundasın — kendin değil, karşındaki.

Peki neden bu kadar zorlaştı? Birkaç ihtimalim var:

  • Hız: Her şey hızlandı. Podcast'ler 1.5x hızda dinleniyor. İnsanları da aynı hızda "tüketmeye" başladık.
  • Gürültü: Konuşmak ücretsiz, dikkat pahalı. Herkes konuşuyor çünkü konuşmak kolay. Dinlemek çaba istiyor.
  • Ego: "Ben de" diye başlayan cümleler, merkezin her zaman biz olduğumuz küçük krallıklar kuruyor. Zararsız görünüyor ama birikirler.
  • Alışkanlık: Kimse bize öğretmedi. Okullarda konuşmayı, yazmayı, okumayı öğrettiler. Dinlemeyi değil. (Bu ayrı bir skandal aslında, ama geçiyorum.)

Dinlemek aynı zamanda cesaret istiyor. Çünkü gerçekten dinlersen, etkilenebilirsin. Fikrin değişebilir. Karşındakinin acısını taşımak zorunda kalabilirsin. Ve bu ağır. Ama bu ağırlık, bağlantının ta kendisi. İnsanları birbirine bağlayan iplikler hep biraz ağır olur — yoksa rüzgarda savrulur giderler.

Bir de şunu söyleyeyim: Dinlemek onaylamak değil. Birileri konuşurken dinlemek, her söylediğine "evet haklısın" demek değil. Dinleyebilirsin, anlamaya çalışabilirsin ve sonunda "katılmıyorum" diyebilirsin. Hatta bu şekilde söylenen "katılmıyorum", dinlenmeden söylenenden çok daha güçlü bir itiraz olur. Çünkü gördüğün birini reddediyorsun, bir etiketi değil.

Bugün dene şunu: Biri konuşurken içinde "ama ben..." cümlesi oluştuğunda, onu bir süreliğine beklet. Sadece beklet. O bekletme anı, o kısa sessizlik — işte tam orada bir kapı açılıyor. Ne olduğunu görmek istiyorsan, bir kez girmeye değer.

Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olun.
Demirhan.

‹ Geri