‹ Geri

Sevdiğim Sanatçılar serisinde bugün İnanç Konukçu'yu çizdim.

Sevdiğim Sanatçılar serisinde bugün İnanç Konukçu'yu çizdim.

Sevdiğim Sanatçılar serisinde bugün İnanç Konukçu'yu çizdim.

Benim gibi pek çok kişi onu Behzat Ç.'deki Hayalet'ten tanır. Ama bir rolle tanımak, bir oyuncuyu tanımak demek değil. O yüzden çizerken Hayalet'i değil, karşımdaki yüzü çizmeye çalıştım.

Siyasi duruşu var mı? Varsa nasıl, bilmiyorum. Bu yüzden ağzıma bir şey almayacağım. Ama bu bilmemek beni rahatsız etmiyor, tersine ilgimi çekiyor. Hakkında bu kadar az şey bildiğim biri, sözleriyle değil işiyle ortada duruyor olabilir. Belki bu sessizlik bir tercihtir, belki değildir. Bilemiyorum. Yine de bence boş beleş bir insan, kendini bu kadar az ortaya koyup bu kadar akılda kalamaz.

Onu izlerken bende bir sahicilik duygusu uyanıyor. Bence oyunculukta en zor şey, oynadığını belli etmemek. Onda oyunculuğu fark etmiyorum, sadece inanıyorum.

Ama ekran bir oyuncunun yalnızca bir kısmını gösterir. Kamera yaklaşır, kurgu araya girer, sahne gerekirse yeniden çekilir. Tiyatroda bunların hiçbiri yok. Perde açıldığında ya olur ya olmaz. Bu yüzden bir oyuncunun gerçekte nasıl biri olduğunu görmek için onu sahnede izlemek gerektiğini düşünüyorum. Canlı performansın enerjisi ayrı bir şey. Karşındaki insanla aynı havayı soluyorsun ve hiçbir şey sonradan düzeltilemiyor.

Portresine gelince, kurşun kalemle yüzü ve eli üzerinde uzun durdum, omzu bitirmedim. Elini çenesine koymuş, gülüşünün yarısını saklıyor. Hakkında az şey bilip bu kadar sevmek garip bir durum. Belki çizmek de tam bunun için var: bilmediğin bir şeyi, bakarak anlamaya çalışmak.


Mısmıl olun, Demirhan



‹ Geri