Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsan ona ne okuduğunu sorma, ne yediğini sorma, hatta ne düşündüğünü bile sorma. Git çöp torbasını aç. Orada yalan yok. Orada photoshop yok. Orada LinkedIn profili yok. Sadece çıplak, kokan, utanılası bir dürüstlük var.
Düşünsene: Bir çöp torbası sana o evdeki insanın ne yediğini, ne içtiğini, hangi ilacı kullandığını, kaç bardak kahve devrildiğini, hangi gazeteyi okuyup sinirlendiğini, hatta kaç kez fikir değiştirip buruşturulmuş kağıtlar attığını söyler. Bir psikolog seansında iki ayda öğrenemeyeceği şeyleri, bir çöpçü bir haftada bilir. (Ama kimse çöpçüye danışmanlık ücreti ödemiyor, değil mi?)
Biz insanlar garip yaratıklarız. Satın alırken gururlanır, atarken utanırız. Bir şeyi almak "başarı"dır, bir şeyi çöpe atmak ise sessizce, gece yarısı, poşeti sıkı sıkı bağlayarak yapılan bir itiraftır. O poşetin içinde bazen bir ilişkinin kalıntıları vardır — eski fotoğraflar, hediye kutuları, artık giyilmeyen bir kazak. Bazen de sadece dört gün önce "bu sefer kesin yiyeceğim" diye alınmış bir roka demeti. Sararıp gitmiş. (Hepimizin bir rokası var. İnkâr etme.)
Almanya'da yaşarken çöp ayırmanın bir vatandaşlık ritüeli olduğunu öğrendim. Sarı torba, kahverengi kutu, mavi konteyner, yeşil cam, beyaz cam — adam resmen çöpüne saygı duruşunda bulunuyor. Türkiye'de ise çöp torbası tek. Her şey bir arada. Organik, plastik, cam, umut, hayal kırıklığı, geçen aydan kalan bezelye — hepsi aynı poşette, kardeşçe. Aslında ikisi de bir kültür haritası. Biri "kontrol" diyor, diğeri "olsun canım" diyor. İkisi de insanı anlatıyor.
Bir keresinde bir arkadaşım taşınırken yardım ettim. Evden çıkan eşya sayısı, eve giren eşya sayısının üç katıydı. "Bunları ne zaman aldın?" dedim. "Bilmiyorum" dedi. Bilmiyorum. İşte tüketimin en dürüst özeti bu. Bilmeden alıyoruz, bilmeden biriktiriyoruz, bilmeden atıyoruz. Sonra da "ben minimalistim" diye Instagram'a post atıyoruz — arka planda IKEA poşetleri görünmesin diye kadrajı kısarak.
Peki çöpümüz bize ne anlatıyor? Şunu bir listeleyelim:
Arkeologlar eski medeniyetleri çöplüklerinden tanır. Çöplük, tapınaktan daha dürüst bir arşivdir. Bin yıl sonra biri bizim çöplüğümüzü kazarsa ne bulacak? Milyarlarca plastik şişe, kırık telefon ekranları ve muhtemelen o lanet roka demeti — fosil olmuş hâliyle.
Belki de ara sıra kendi çöp torbamıza bakmalıyız. Bir ayna olarak. Ne attığımız, kim olduğumuzu söylüyor. Ve bazen, atmamız gereken şey çöp torbasının içinde değil, kafamızın içindedir.
Hadi bakayım, şimdi usulca dağılın ve mümkünse mısmıl olunDemirhan.
