‹ Geri

Etiketsiz Adam, Etiketsiz Kadın: İoanna Kuçuradi

Etiketsiz Adam, Etiketsiz Kadın: İoanna Kuçuradi

Dünyanın çoğu insanı fiyat etiketiyle tanır. Diplomanın, maaşın, takipçi sayısının, soyadının bir etiketi vardır. Bir gün biri çıkıp "etiketi çıkarın, geriye ne kalıyor, ona bakalım" der. İoanna Kuçuradi'nin yarım yüzyılı aşan felsefesi bu cümlenin ağır, titiz ve inatçı bir şerhi gibidir.

Çoğu kişi onu "insan hakları filozofu" diye anar. Bu doğru ama dar bir tabeladır, tam da onun karşı çıkacağı türden. Çünkü onun derdi hakların listesini ezberletmek değildi. Derdi, o listenin neden var olduğunu sormaktı. Bir madde, bir sözleşme, bir bildirge kendi kendine ayakta durmaz. Altında bir şey olmalı: insanın, insan olduğu için taşıdığı onur. Onur verilmez, tanınır. Bir devlet onu bahşedemez, ancak çiğneyebilir ya da çiğnemekten kaçınabilir. Bu fark küçük görünür, ama bütün bir ahlak mimarisini bu farkın üzerine kurabilirsiniz.

Şimdi biraz tuhaf bir şey söyleyeceğim: Kuçuradi'yi anlatmanın en iyi yolu, onun hiç yapmadığı şeylere bakmaktır.

Slogan atmaz. Slogan, düşünmenin kısaltılmış ve kurutulmuş halidir; o ise kurutmadan önce suyun nereden geldiğini sorar. Kalabalığa seslenip alkış toplamaya çalışmaz. Kavramı keskinleştirmeye çalışır, çünkü bulanık bir kavramla yapılan iyilik de bulanık olur. Kolay teselli sunmaz. "Herkesin hakkı var" demek rahatlatıcıdır, ama "peki hak dediğin şey tam olarak nedir ve kime karşı?" demek rahatsız edicidir. O ikincisini seçti.

Bir de şu var: Türkiye gibi bir ülkede felsefeyi kurumsal bir ev sahibine kavuşturmak, hele ki bunu uluslararası bir sahnede temsil edebilecek bir ciddiyetle yapmak, kimsenin alkışlamadığı bir iştir. Bu iş, bir bahçıvanın işine benzer. Tohumu atarsınız, sonuç on yıllar sonra çıkar, çoğu zaman da başkası toplar. Türkiye Felsefe Kurumu'nun kuruluşundan uluslararası felsefe federasyonlarındaki görevlerine uzanan çizgi, bir kariyer basamağından çok bir sabır biçimi olarak okunmalı.

Bir de kökleri düşünün. İstanbul'da doğmuş, Rum kökenli bir ailenin kızı. Kimlik tartışmalarının hep yüksek sesle yapıldığı bir coğrafyada, "insan olarak değer" fikrini savunan biri olmak ilginç bir tesadüf değil. Belki de ancak kendi etiketiyle sürekli sorgulanmış biri, etiketsiz insanı bu kadar ciddiye alabilir. Bunu bir yorum olarak söylüyorum, bir kanıt olarak değil; ama yorumun cazibesi de burada.

Sonuçta Kuçuradi'nin bıraktığı şey bir doktrin değil, bir refleks: Karşındaki insana bakarken önce etiketini değil, onurunu görmeye çalışmak. Bu refleks kazanılmış bir beceridir, doğuştan gelmez; yani her gün yeniden öğrenilmesi gerekir. Belki de en iyi miras, tam olarak bunu bir ödev olarak bırakmaktır.

Anısına saygıyla


‹ Geri