‹ Geri

Elin TDK Ajanı Çalışan Bulgar’ı

Elin TDK Ajanı Çalışan Bulgar’ı

Sıkı dostumdur, güzel “mavra” çeviririz. Elini yüzünü kırk türlü şekilden şekile sokar. Kendisi değil ama ruhu güzel soytarıdır. Öyle hanım hanımcık (“Senin yalanını!”) dingin olduğu zamanlar bile sürekli sırıtkandır.

Müthiş uyumlu, halis bir saftır. Bu saflık elbette bönlük olarak değil… Hani vardır ya; düne kadar hakaret, aşağılamak amacıyla sağa sola “Ya o mu? O bildiğin angut!” derken, bir gün yüksek bilgi merkezi “Facebook Fakültesi”nde angut kuşu hakkında sadakatin ve aşkın simgesi olduğunu öğrenmesi gibi; insanların da “Bu insan çok saf” denildiği zaman katıksız iyi insan olduğunun anlatılmaya çalışıldığını zamanla yine kutsal bilgi kaynağı Facebook’tan öğreneceklerdir.

Hem isminden dolayı hem de safi güzel insan olduğu için Sabi’m derim ama siz onu “Sabi” Sabriye olarak okuyun. Bana Facebook’un getirdiği bir hediyedir; onunla beraber birçok güzel insanı da beraberinde getirdi. Aslında Sabi, “Herkes herkes gibidir” güzel ve derin anlamlı sözdeki “herkes”tir. Birçok özel ve spesifik tarafı olmasına rağmen “herkes”tir. İnce espri anlayışı… (Offf, bu ne be ya? Lan dış kaplama, ben senin iç sesin olarak bu Elin Bulgar’ına “yıkama yağlama” yapmandan sıkıldım. Hani sen sanki çok orijinal bir sözmüş gibi söylediğin o “herkes herkes gibidir” laf kalabalığında bahsi geçen “herkes” olarak bu Sabriye’nin “tu kaka” huyları nelerdir? Hele bi’ deyiver!)

Gıcık ve uyuzdur. (Haydaaa, ne oluyoruz lan! Oğlum az önce hatunu övmekten harap olmuşken bu ne şimdi?) Ya bir sus, seni taşralı Allah’ın Adanalı bönü. (Vay, demek öyle! Lan sen kendini ne sanıyorsun? Ben Adanalıysam sen de Adanalısın. Hem ben yitiremediğin, kurtulamadığın tarafınım… Nâh giderim, nâh kurtulursun!)

Evet, nerede kalmıştık? Sabriye (Şişt lan, omurgasız dış kaplama bak hele; sen ne ara Sabi’mden birden Sabriye’ye geçtin ya :))) ) gıcık ve uyuzdur. Örneğin, renk körü olarak binbir sıkıntıyla tutup ilk renkli çizim denemeni yapmışsındır. Ve fikrini almak için tutar buna, Bulgar’a gönderirsin. Aşağı yukarı başına gelecekleri bildiğin için “Kuzum, sence bu renk kombinasyon olarak olmuş mu?” dersin. Parantez açıp “(Lütfen sadece sorduğuma odaklan!)” dememişsin gibi, alakasız cevap verir.

Cevabı her zaman bir ses kaydıdır. Çünkü yine bir yerden bir yere “Kavimler Göçü” gibi bir manzara ile seyahat etmektedir ve elleri en az sekiz-on beş çanta/poşetle dolu olduğu için boş bir işaret parmağı yoktur. Ses kaydında, sorumla alakasız bir şekilde, “Ya o kadının üzerindeki bluzun bir benzerinin patlıcan morundan hallice olan eflatun rengi… Hatta ben beş yıl önce halamların kızının nişanında giyip Instagram’da story olarak attığım, geçen gün X mağazasında indirimde olanı gördüm!” diye detaylı bir hikâye anlatır. Tonu anaç bir “Bak cancağızım” ile başlar ve yüksek perdeden “HEEE LAN ACAYİP İNDİRİME GİRMİŞ!” çığlığıyla biter.

Lütfen gözünüzün önüne; yürüyen, bir elli beş olmak için uğraşan ama bir kırkta kalmış gibi yürüyen, çift ayaklı bir çanta/poşet askısının gözünüzün önünde ve boyunun iki katı büyüklüğünde yön tabelası olmasına ve benim “Kuzum, şimdi şuradan şu numaralı metroya bineceğiz” dememe rağmen alakasız bir yöne doğru giderken “Demir, sen gelmiyor musun?” diye soran, iki tane masum Sabi gibi boncuk göz hayal edin. Hıh, işte o benim Sabi’m. Ve bana her seferinde “Lan bu kadar zeki ve bilgili olan bir insan… Nasıl olur da…” kalıbını kurdurtandır. İyi ki varsın, iyi ki dostumsun.

Neden TDK? Çünkü Balkan göçmeni olduğu için benim hadsizce “Elin Bulgar’ı” diye kodladığım biri olmasına rağmen derin bir Türkçe dil bilgisi olduğu için bu yakıştırmayı yaptım.

Mısmıl olun, Demirhan.

Kavimler Göçü Trafiği ve Çanta-Poşet Fiziği

Anket Sorusu: Hayatındaki o en yakın dostun senin sorduğun hayati soruya alakasız bir indirim hikayesiyle yanıt verirse, bu durumu neye bağlarsın?

‹ Geri