‹ Geri

Bir Rendanın Dişleri: Mutfakta Aşınmanın Güzelliği

Bir Rendanın Dişleri: Mutfakta Aşınmanın Güzelliği

Evin en eski mutfak aleti hangisi? Düşün bir saniye. Büyük ihtimalle gösterişsiz bir şey — bir tahta kaşık, bir kevgir, belki de çekmecenin en dibinde gizlenen, dişleri artık yarısı giden o paslanmaz rende. Kimsenin kalbini çarptırmaz, hiçbir Instagram paylaşımında boy göstermez. Ama orada durur. Ve hâlâ çalışır.

Benim annemin bir rendesi vardı. Dört taraflı, klasik kutu rende. Bir tarafı peynir için, bir tarafı havuç için, ince tarafı sarımsak için — dördüncü taraf ne içinmiş, onu hâlâ kimse bilmiyor. (Ciddi soruyorum, o tarafı hayatında kullanan birini tanıyan var mı?) O rendenin ince tarafındaki dişlerin yarısı dümdüz olmuştu. Annem "iyi rende" derdi ona. Yenisini aldığımızda eski rendeyi çöpe atmadı. Yenisini çöpe attı. "Bu çok keskin, elimi doğruyor" dedi. Mesele buydu işte — aşınmış olan, sana uyum sağlamış olandı.

Biz yeni olanı fetişleştiren bir çağda yaşıyoruz. Her şey parlak, her şey keskin, her şey kutusundan yeni çıkmış olmalı. Bir bıçak biraz karardı mı atılır. Bir tencere hafif çizildi mi "sağlığa zararlı" diye panik başlar. Teflon mu kalktı? Çöp. Sap mı gevşedi? Çöp. Peki o alete sen ne verdin? Onunla ne pişirdin? Kaç kişiyi doyurdun? Bunun bir hesabı yok mu?

Bir rendanın dişleri zamanla körelir çünkü binlerce kez bir şeylere dokunmuştur. Havuç, kabak, peynir, yeşil elma, zencefil, muskat — her temas bir miktar metal alır götürür. Ama her temas bir tabağa lezzet bırakır. Bu denklemde rende kaybetmiş mi oluyor, yoksa dönüşmüş mü?

İnsan eli de öyle aslında. Kırk yıldır kalem tutan bir elin nasıl değiştiğini ben iyi bilirim. Parmak uçlarındaki nasırlar, bileğin o hafif sertliği, serçe parmağın kâğıda değdiği yerdeki kalınlaşmış deri. Bunlar hasar mı? Hayır. Bunlar imza. Alet değişir, el değişmez diyorum ya — el de değişiyor aslında, ama özü değişmiyor. Rendanın dişi gidiyor ama rendaliği gitmiyor.

Japonların "wabi-sabi" dediği şey tam da bu: kusurda, eksiklikte, aşınmada güzellik bulmak. Ama bunu Japonlara bırakmaya gerek yok. Anadolu mutfağı zaten bunu biliyor. Anneannelerin oklavaları eğrilmiş, tahtaları çarpılmış, süzgeçleri yamulmuş — ama o mutfaktan çıkan yemek, hiçbir profesyonel mutfağın erişemeyeceği bir duygu taşır. Çünkü o aletlerin her çizgisinde bir hikâye vardır.

Bir rendanın sana öğretebileceği şeyler:

  • Aşınmak yok olmak değildir — bazen en verimli halin, en parlak halin değildir.
  • Uyum zaman ister — yeni alet hızlı keser ama senin eline alışması aylar sürer.
  • Değer kullanımda ortaya çıkar — çekmecede duran rende sadece metaldir, ama elde tutulan rende bir araçtır.
  • Atılmak kolay, kalmak zordur — ve bu sadece mutfak aletleri için geçerli değildir.

Şimdi git, mutfağındaki en eski alete bak. Onu eline al. Ağırlığını hisset. O aletle ne pişirdiğini hatırla. Kimin için pişirdiğini hatırla. Sonra yerine koy — ama bu sefer çekmecenin dibine değil, önüne koy. Çünkü o alet senden bir parça taşıyor. Ve sen de ondan.

Mısmıl olun, Demirhan.

‹ Geri