Evinde kaç tane kesme tahtası var? Hayır, gerçekten sor bunu kendine. Birkaç tanedir muhtemelen — biri plastik, biri cam, biri de köşede duran, kenarları kararmış, üstü çiziklerle dolu, atamadığın ama neden sakladığını da tam açıklayamadığın bir tahta. İşte bugün o tahtanın avukatlığını yapacağım.
Yeni nesil mutfak videoları izliyorsun, adam mermer tezgâhın üstünde zeytin ağacından yapılmış, reçine dolgulu, altına LED takılmış bir kesme tahtasıyla avokado kesiyor. Güzel, etkileyici, paylaşılabilir. Ama o tahtanın üzerinde henüz hiçbir şey yaşanmamış. Tertemiz. Steril. Bir ameliyathane gibi. Oysa gerçek bir mutfak, ameliyathane değildir — savaş alanıdır, aşk yuvalarıdır, bazen de sessiz ağlama kabinidir.
Benim çizim masamda yılların çizik izleri var. Falçata geçmiş, mürekkep sinmiş, kahve döküntüsü leke bırakmış. O masayı değiştirmemi öneren oldu. Güldüm. Bir portrecinin masası, bir aşçının tahtası gibidir — alet değişir, el değişmez, ama bazı aletler ele o kadar alışır ki, elin bir parçası olur.
Kesme tahtasının çatlaklarına bak bir. Her çizik bir bıçak darbesi. Her bıçak darbesi bir yemek. Her yemek bir gün. Her gün bir hayat. Matematiksel olarak söylüyorum: o tahtanın yüzeyinde senin biyografin yazılı. Sadece okumayı bilmen lazım.
Şimdi biraz tarih karıştıralım. Kesme tahtası dediğin şey, insanlık tarihinde görece yeni bir icat. Ortaçağ mutfaklarında yemek doğrudan tezgâhın üzerinde kesilirdi. Tahta levhaların mutfağa girmesi, hijyen bilincinin artmasıyla oldu — ama asıl mesele hijyen değildi. Mesele kontroldü. Tahtayı alıp götürebilirsin, yıkayabilirsin, sınırlarını sen çizersin. Tezgâh sabit, tahta seyyar. Göçebelik ruhu mutfakta bile kendini dayatıyor (biz Türkler bunu iyi biliriz).
Peki neden bazı tahtaları atamıyoruz? Çünkü nesneler hafıza taşır. Bu mistik bir iddia değil, gayet somut. Annenin o tahtasını hatırla — kenarı eğrilmiş, ortası çukurlaşmış, maydanoz kokusunu yıllar sonra bile veriyor gibiydi. O tahta bir mutfak gereci değildi artık, bir aile üyesiydi.
Plastik tahtaların avantajlarını sıralayalım, hakkını verelim:
- Bulaşık makinesine atabilirsin
- Bakteri barındırmaz (derler, tartışmalı)
- Ucuzdur, kırılınca üzülmezsin
- Renk renk bulursun, mutfağına uyar
Ama bir şeyi yapamaz plastik: yaşlanmaz. Eskir, çirkinleşir, atılır. Yaşlanmakla eskimek arasındaki fark budur işte. Ahşap tahta yaşlanır — çatlakları derinleşir, rengi koyulaşır, karakteri oturur. Plastik tahta eskir — sarı bir tona döner ve çöpe gider. İnsanlar gibi değil mi? Yaşlananlar güzelleşir, eskiyenler silinir.
Ben bir portreye başlarken, o yüzdeki çizgileri silmem. Kırışıklar, izler, yaralar — bunlar o insanın haritası. Bir kesme tahtasına da öyle bakıyorum. Pürüzsüz olan henüz yaşamamıştır.
Şimdi git, mutfağında köşeye atılmış o eski tahtayı bul. Yüzeyine parmağınla dokun. O çiziklerin her birinde bir Pazar kahvaltısı var, bir gece yarısı makarnası var, bir "canım bir şey yemek istemiyorum ama yine de hazırladım" var. O tahta senden çok şey biliyor olabilir.
Atma onu. Bir de zeytinyağıyla ovala — hak ediyor.
Mısmıl olun, Demirhan.
