‹ Geri

Bir Kapı Eşiğinin Hafızası: Ev Değiştirmenin Sessiz Yasları

Bir Kapı Eşiğinin Hafızası: Ev Değiştirmenin Sessiz Yasları

Son ne zaman bir kapı eşiğinde durdun da arkana baktın? Gerçekten baktın — yani gözlerinle değil, o an midenin dibinde çöken bir şeyle?

Ben çok baktım. Hayatımda en az on iki ev değiştirdim. Türkiye'de, Almanya'da, arada kalan o tuhaf coğrafyalarda. Her seferinde kolilere sardığım eşyalardan daha ağır olan bir şey vardı: kapı eşiğine son kez basarken ayağımın altında kalan o ses. Gıcırdama mı, iç çekme mi — hâlâ emin değilim.

İnsanlar ev değiştirmeyi lojistik bir mesele sanıyor. Kamyon gelecek, koliler taşınacak, yeni yerde perde asılacak, hayat devam edecek. Ama kimse şunu söylemiyor: o evde bıraktığın ışığın düşüş açısını bir daha bulamayacaksın. Mutfak tezgâhının tam şurasında, saat dörtte güneşin vurduğu o noktada çay demlerken hissettiğin o şeyi — onu koli yapıp taşıyamazsın.

Ev değiştirmek bir yas sürecidir. Ama kimse taziye vermez.

Almanya'da buna "Umzug" derler — etrafından dolanmak, çevresinde hareket etmek gibi bir şey. Türkçe daha acımasız: "taşınmak." Kendini taşımak. Sanki sen bir eşyasın ve seni de bir yerden alıp başka yere koyuyorlar. (Belki de öyle.)

Göçmenlik zaten kalıcı bir ev değiştirmedir — ama onun içinde de küçük göçler vardır. Şehir içi, mahalle değişikliği, bir kat yukarı çıkmak bile. Her birinde bir parçanı geride bırakırsın. Kapı kolunun aşınmış yerinde parmak izin kalır. Duvar kâğıdının altında senin zamanın gömülüdür.

Peki nedir bu sessiz yasın belirtileri? Buyur:

  • Yeni evde gece uyanırsın ve tuvaleti yanlış yönde ararsın — bedenin eski evi hatırlıyordur.
  • Anahtarı çıkarırsın, kilide sokamazsın, çünkü elindeki artık başka bir kapının anahtarıdır.
  • Yemek yaparsın, aynı tarif, aynı malzeme — ama tadı farklıdır, çünkü duvarlar farklıdır, akustik farklıdır, yalnızlığın şekli farklıdır.
  • Eski evin sokağından geçersin ve yukarı bakarsın. Perdeleri değişmiş. İçeride başka birinin hayatı yanıp sönüyordur. Miden bulanır.
  • Yeni evin kokusuna alışmak için tam kırk gün geçer. Kırk gün — tıpkı yas gibi.

Bir keresinde Berlin'de taşındığım evden çıkarken, kapı pervazında bir çizik gördüm. Oğlumun boyunu ölçtüğüm çizik. Bir santimlik bir iz, ama içinde bir çocuğun büyüdüğü bütün bir yaz vardı. Onu kazıyıp götüremezdim. Orada kaldı. Bir yabancının duvarında, benim zamanımın fosili.

Ev bir adres değildir. Ev, bedeninin alıştığı bir yerçekimidir. Hangi basamakta ayağını biraz daha fazla kaldırman gerektiğini bilmektir. Karanlıkta gözlerin kapalı mutfağa yürüyebilmektir. Kapı eşiğindeki o hafif tümsekte sendelemeden geçmektir.

Yeni bir eve girdiğinde bütün bunları sıfırdan öğrenirsin. Ve öğrenirken eski evin ağrır — fantom uzuv gibi. Olmayan bir oda sızlar.

Biz göçmenler bu sızıyı iyi biliriz. Ama aslında herkes bilir. Her ev değiştiren insan, küçük bir göçmendir. Bir kapı eşiğinden diğerine geçerken, arkasında bir hayat bırakır.

Eğer yakında taşınıyorsan, son gece o evde yere otur. Boş odada ses yap. Duvarlardan dönen yankıyı dinle. O yankı senindir. Onu da kolilere koyamazsın ama en azından bir kez duy.

Mısmıl olun, Demirhan.

‹ Geri