Hiç bir sokakta yürürken ayakkabının çıkardığı sese dikkat ettin mi? Asfalt üzerindeki o donuk, monoton "tap tap" ile eski bir arnavut kaldırımındaki "tok tok tok" arasında bir dünya farkı var. İlki seni hiçbir yere çağırmaz, ikincisi bir yere aitsin der. Kulağını aç, ayağının altı sana bir şehrin otobiyografisini okuyor.
Kaldırım taşlarının tarihi, insanın yerleşik hayata geçişiyle neredeyse yaşıt. Roma'nın meşhur Via Appia'sı milattan önce 312'de döşendi ve hâlâ duruyor. İki bin üç yüz küsur yıl. Sen bir telefonu üç yıl kullanamıyorsun, adam taş döşemiş — duruyor. Burada bir ders var ama o derse gelmeyeceğim, çünkü mesele dayanıklılık değil. Mesele hafıza.
Bir arnavut kaldırımının her taşı farklıdır. Birinin üstü daha parlak — daha çok basılmış. Birinin kenarı aşınmış — at arabası geçmiş. Birinin yüzeyinde çizik var — belki bir çocuk çivi ile adını yazmaya çalışmış. Her taş, üstünden geçen milyonlarca ayağın ağırlığını hatırlar. Sen hatırlamazsın, taş hatırlar.
Almanya'da yaşıyorum, biliyorsun. Burada bazı kaldırımlarda küçük pirinç plakalar görürsün — Stolpersteine, yani "tökezleme taşları." Sanatçı Gunter Demnig'in projesi bu. Holokost'ta katledilen insanların son yaşadıkları evin önüne, kaldırıma gömülü minik pirinç levhalar. Üstünde isim, doğum tarihi, ölüm yeri yazıyor. Sen yürüyorsun, gözün takılıyor, tökezliyorsun — fiziksel değil, zihinsel olarak. Bir an duruyorsun. İşte o an, o kaldırım taşı görevini yapmış oluyor.
(Bazen düşünüyorum: biz insanlar anıtlara yukarı bakarak mı hatırlamalıyız, yoksa aşağıya eğilerek mi? Demnig "aşağıya" demiş. Bence haklı. Tevazu hep aşağıda.)
İstanbul'un kaldırımları başka bir hikâye anlatır. Beyoğlu'ndaki tramvay raylarının arasındaki taşlar, Karaköy'ün yokuşundaki kaygan bazalt, Balat'ın yamuk yumuk sokakları — her biri ayrı bir ses çıkarır ayağının altında. Topuklu ayakkabıyla Beyoğlu'nda yürüyen kadının çıkardığı ritim, başlı başına bir müzik aletidir. Şehir sana eşlik eder.
Peki neden her yer asfalta gömüldü? Cevap basit ve acı:
- Hız: Asfalt dökmek, taş dizmeye göre on kat hızlı. Şehirler sabırsız.
- Maliyet: Taş işçiliği pahalı. Usta lazım. Usta kalmadı.
- Araç konforu: Otomobil düz zemin istiyor. Taşın üstünde sarsılmak "geri kalmışlık" sayıldı.
- Standardizasyon: Modern şehircilik her yerin aynı görünmesini seviyor. Taş isyankârdır — her biri farklıdır, hizaya girmez.
Son maddeye dikkat et: taş hizaya girmez. Belki de bu yüzden sevmiyorlar. Asfalt itaatkârdır, her yere yayılır, her şeyi örter. Altında ne olduğunu sormazsın. Taş ise açıkça söyler: ben buradayım, benden önce kim vardı belli, benden sonra kim gelecek — o da belli olacak.
Bir portre çizerken de böyledir aslında. Yüzün yüzeyine bakmazsın, altındaki çizgilere bakarsın. Bir kırışıklık bir kaldırım taşıdır — üstünden kaç gülümseme geçmiş, kaç ağlama geçmiş, hepsi orada yazılı. Kalem onu bulur, çizer. Alet değişir, el değişmez; taş değişir, hafıza değişmez.
Bu akşam eve yürürken bir saniye dur. Ayağının altına bak. O beton, o asfalt, o taş — sana bir şey söylüyor. Belki bir isim fısıldıyor, belki bir tarihi hatırlatıyor, belki sadece "yavaşla" diyor. Dinle. Şehirler konuşur, biz duymayız — çünkü hep yukarı bakıyoruz.
Mısmıl olun, Demirhan.
