Yazdıklarım

Az Eski Yazılarım


Yüzünüze Ne Oldu Sizin? Portre Çizmenin Unutulan Adabı

Yüzünüze Ne Oldu Sizin? Portre Çizmenin Unutulan Adabı

…Benim felsefem bellidir, beni takip edenler iyi bilir: Alet değişir, el değişmez. İstersen eline en son model dijital tableti al, istersen kömür karasıyla duvarı çiz; o çizgiyi çeken senin kalbinden, vicdanından ve nihayetinde o nasırlı parmaklarının ucundan süzülen histir. Aleti kutsamayı bırakın artık. Bir iPad'in ekranına dokunurken de, asitsiz kağıda kurşun kalem sürterken de aradığım tek bir şey var: Samimiyet. Eğer çizdiğin portrede o insanın ruhunu yakalayamadıysan, dünyanın en gelişmiş yazılımını kullansan ne yazar? Sadece çok pahalı bir boyama kitabı boyamış olursun, o kadar. Peki, bir portre çizerken süreç nasıl işler? Merak edenler için o "gizemli" dünyayı biraz aralayalım. Ben birini çizmeye başlamadan önce onunla konuşurum. Eğer hayattaysa ve karşımda oturuyorsa, ona havadan sudan sorular sorarım. Nereli olduğunu sorarım mesela. (Çünkü İç Anadolu'nun rüzgarı insanın…

>Oku Beni
Stuttgart’ın Puslu Havasında Kaynayan Memleket Kazanı

Stuttgart’ın Puslu Havasında Kaynayan Memleket Kazanı

…İçine kırmızı lahana koyarlar, üzerine sarımsaklı yoğurt sosu dökerler. İlk başlarda bunu gören her geleneksel Türk gastronomu "Ulan, dönerin içine marul tarlası mı ekilir?" diye isyan etmiştir (ben dahil, yalan yok). Ama zamanla anlarsın ki, o sos ve o yeşillik, buranın soğuk havasında hayatta kalmaya çalışan insanın uydurduğu bir kalkandır. Bir gün Stuttgart’taki eski bir dönerci abimizle muhabbet ediyoruz. Adamın elleri tıpkı benim desen çizdiğim nasırlı parmaklarım gibi, yılların izini taşıyor. "Demirhan" dedi, "Biz buraya geldiğimizde Almanlar sarımsaktan kaçardı. Şimdi 'extra knoblauch' (ekstra sarımsak) diye yalvarıyorlar. Biz onlara sadece yemek yapmadık, dillerini ve damaklarını da değiştirdik." Haklıydı. Yemek, en barışçıl işgal yöntemidir. Silahsız, gürültüsüz, sadece lezzetle fethedersin kalpleri. Menemenin Sınır Tanımayan Kardeşliği Benim için bir şehrin gerçek yüzünü…

>Oku Beni
Kruvasan Sanatında Ustalaşmak: 5 Altın İpucu

Kruvasan Sanatında Ustalaşmak: 5 Altın İpucu

…yoksa o binbir emekle katladığın tereyağı erir ve hamura karışıp ekmek fırınına döner. Kruvasanların iki katına çıkana ve tepsiyi hafifçe salladığında jöle gibi titreyene kadar sabretmeyi öğreneceksin. İpucu 3: Merdaneyle Dans Etmeyi Öğren Departman: Pastane Mutfak: Pastane Zorluk: Orta Hamura hükmetmeye çalışma, onunla dans etmeyi öğren. Merdaneyi hamurun üstüne hunharca bastırmak yerine, sadece kendi ağırlığını kullanarak merkezden dışarıya doğru yumuşakça hareket ettir. Sert darbeler katmanları birbirine yapıştırır ve fırında o meşhur gözeneklerin oluşmasını engeller; her turda hamuru 90 derece çevirerek stresi azalt. İpucu 4: Soğuk Zincir ve Glüten Dinlendirmenin Felsefesi Departman: Pastane Mutfak: Pastane Zorluk: Orta Bazen en iyi eylem, hiçbir şey yapmadan beklemektir. Her katlama turundan sonra hamuru derin dondurucuda 15 dakika şoklayıp ardından buzdolabında yarım saat…

>Oku Beni
Köşeci Geldi Hanımmm 

Köşeci Geldi Hanımmm 

…yapıyordu.” “Falanca ünlü, yaklaşık 53,5 metre uzağımda yarım kiloluk bifteğini yerken, bana doğru bakarak, selam verircesine başını salladı!..” “Başbakan’ın da katıldığı konferansta, hazır bulunan dünyaca ünlü Hollywood starı, gazetemizde incelerken gördüğünüz bu fotoğrafın çekildiği anda, gazetemize olan sevgisini anlatıyordu…” gibi haberler için gerekli fotoğrafları çekmenin, zirveye ulaşmış bir köşecinin altın kuralı olduğunu unutmayacaksınız… Bu halk adam olmaz (salaktır) kuralı: Halktan kopuk yaşamayı entellektüellik, modernlik sayacaksınız. Öngörülerinizin tutmadığı zamanlar ve olaylardan dolayı, direkt halkı suçlayacaksınız. Örneğin; dediğiniz, istediğiniz siyasi bir partinin hezimete uğramasının yegâne sebebinin halkın salaklığı olduğunu unutmayacaksınız!.. Urun yiğitlerim, sağ komayın kuralı: Bir yandan önemli olan spor (!) kardeşlik, rekabetin tadına varma diye, “gel…

>Oku Beni
Sevdiğim edebiyatçılarda bugün; Neyzen

Sevdiğim edebiyatçılarda bugün; Neyzen

…düşün eğer Neyzen bu devirde yaşasaydı? hah, işte zurnanın zırt dediği, neyin "hû" dediği yer burası. Düşünsene Neyzen Tevfik bugün aramızda... Elinde neyi, sırtında o eski ceketi, Beyoğlu’nda yürüyor. Şimdi bu Instagram'da, TikTok'ta "Mükemmel hayatım var, çok mutluyum, bakın ne yiyorum" diye sahte sahte sırıtanları görseydi... Telefonu o fenomenin elinden alır, yere çalar, sonra da sakalını sıvazlayıp şöyle derdi: "Suratında boya, ruhunda riya, Beğeni uğruna sattın dünyayı güya. Ekran parlak ama vicdanın kara, Üflesem neyimi, patlar o sanal rüya!" Markete girdiğini düşün. Bir şişe rakının, bir kalıp peynirin fiyatını gördü. Kasiyere bakıp gevrek gevrek gülerdi. Sonra Maliye Bakanı'na ithafen, o meşhur "Behey Dürzü" şiirinin 2024 versiyonunu (sansürsüz halini hayal et sen) patlatırdı: "Ekmek aslanın ağzında değil, midesine inmiş, derdi. Sonra da eklerdi: "Vergiden belimiz büküldü,…

>Oku Beni
Gemini: Yeni Bir Oyuncak mı, Yoksa Ruhun Yeni Kalemi mi?

Gemini: Yeni Bir Oyuncak mı, Yoksa Ruhun Yeni Kalemi mi?

…gibi görün. (Ki bilirsiniz, bıçak setinin kalitesi yemeği lezzetli yapmaz, soğanları doğru doğramanı kolaylaştırır.) Emir Kipi Değil, Sohbet: Ona bir makine gibi değil, biraz saf ama çok okumuş bir stajyer gibi davran. "Şunu yap" deme, "Şu konuda ne düşünürsün?" diye sor. Aradaki o nüans, aldığın cevabın kalitesini değiştirir. Kendi Sesini Kaybetme: Gemini senin yerine yazar, senin yerine kod yazar, senin yerine plan yapar. Ama senin yerine yaşayamaz. Onun yazdığı metni alıp olduğu gibi kullanmak, hazır çorbaya sıcak su döküp "Ben çok iyi aşçıyım" demek gibidir. Ayıptır, en başta kendine ayıptır. Onu bir taslak olarak kullan, sonra kendi ruhunu o metnin içine üfle. Soru Sormayı Öğren: Cevaplar ucuzdur evlat, önemli olan sorulardır. Gemini’ye öyle sorular sor ki, algoritması bir anlık da olsa "Vay be, bu insan ne diyor?" desin. (Tabi demiyorlar aslında, sadece matematiksel olasılıklar…

>Oku Beni
Menemenin Soğanı, İnsanın Vicdanı: Bir Tava Felsefesi

Menemenin Soğanı, İnsanın Vicdanı: Bir Tava Felsefesi

…"aptal" barınamaz ama cahile kapım açıktır; çünkü cahillik geçer, aptallık bakidir. Bir adam gelip bana "Bu yemek neden böyle?" diye sorarsa sabaha kadar anlatırım. Ama "Bu yemeği şu ırk yapar, bu dinin haramıdır" diye başlarsa, elindeki ekmeği alır, kapının önüne koyarım. Çünkü gastronomi, insanı insana yaklaştıran bir köprüdür, duvar değil. Alet Değişir, El Değişmez Kırk yıldır portre çiziyorum. Binlerce yüz, binlerce hikâye... Her birinde o insanın yükünü kalemimin ucunda hissettim. Bazen bir çizgiyi yanlış atarsın, bütün ifade değişir. Yemek de öyledir. O sarımsağı bir saniye fazla kavurursan, bütün o güzelim emeği yakarsın. Ama elin alışkınsa, o elin vicdanı varsa, ne aletin değişmesi ne de malzemenin farklılığı seni bozar. Teknoloji gelişiyor, fırınlar akıllanıyor, kalemler dijitalleşiyor; ama o ruhu, o yaşanmışlığı oraya koyacak olan yine sensin. Dijital ekranda portre…

>Oku Beni
Portrenin Arkasındaki Yük: Bir Çizgiden Fazlasını Görmek

Portrenin Arkasındaki Yük: Bir Çizgiden Fazlasını Görmek

…şu teknoloji meselesine. Etrafta bir "eyvah, sanat ölüyor" havası var ki sormayın. Yok efendim fırça bitmiş, yok kalem yerini tuşlara bırakmış... Bırakın bu işleri. Alet değişir diyorum ya, el aynı el. Leonardo bugün yaşasa, emin olun elinde sadece gümüş kalemle gezmezdi. Ama neyle çizerse çizsin, o "Mona Lisa"daki o müstehzi ifadeyi yine verirdi. Çünkü mesele piksellerde değil, o pikselleri yan yana getiren niyetin içinde. Yazılarımda da, resimlerimde de bu zikzaklı yapıyı seviyorum. Hayat da böyle değil mi zaten? Tam ciddi bir şey konuşurken karnın acıkır, tam birine aşık olduğunu itiraf edecekken sokağın başındaki kedinin miyavlamasıyla büyün bozulur. (Geçen gün tam birinin göz bebeğindeki o pırıltıyı yakalamışken, dışarıdan geçen hurdacının sesiyle elim kaydı, adamın gözü hafif şaşı oldu; sonra baktım, aslında o adam zaten dünyaya biraz şaşı bakıyormuş, öyle bıraktım.) Mutfakta…

>Oku Beni
Piksel mi Karakalem mi? Alet Değişir Ama O El Değişmez

Piksel mi Karakalem mi? Alet Değişir Ama O El Değişmez

…kalır. İşte bu yüzden, alet ne olursa olsun, elin dokunuşu o insani özü aramalıdır. Şimdi biraz da mutfaktan örnek vereyim, neticede aşçıyız da (kendi karnımızı doyurmaktan fazlasını yapıyoruz çok şükür). Bir yemeğin lezzeti kullanılan tencerenin markasında mıdır? Yoksa o malzemeyi bir araya getiren, hangi baharatın hangi acıyla yakışacağını bilen o kadim bilgide mi? Sanat da tam olarak böyledir. Dijital fırçalar bana binlerce renk seçeneği sunuyor olabilir, ama o renklerin hangisinin bir hüzne denk geldiğini bana hiçbir algoritma öğretemez. Onu ben, sokaklarda yürürken, insanlarla konuşurken, birinin derdini dinleyip o derdi kendi dert dağarcığıma eklerken öğrendim. Çizgilerimdeki o "sokak dili", o felsefi derinlik dedikleri şey aslında hayatın ta kendisidir. Ciddiye alınan her konuyu biraz gülerek, biraz hicivle anlatmak lazım ki, ağırlığı altında ezilmeyelim. Yoksa bu dünya…

>Oku Beni
Çorbanın İncili: Bir Kase Mercimekte İnsanlığı Aramak

Çorbanın İncili: Bir Kase Mercimekte İnsanlığı Aramak

…telli süzgeçten geçecek arkadaş! Bileğin yorulacak, o kaşığın arkasıyla ezile ezile süzülecek. O esnada tencereyle aranda bir bağ kurulacak. Emek vermediğin şey senin değildir, sadece tükettiğin bir nesnedir. Geleneksel mutfağın felsefesi tam da bu sabır noktasında düğümlenir. Süzgeçten geçen mercimeğin dokusu, blenderın parçaladığına benzemez. Dilinin üzerine değdiğinde o pütürleri hissedeceksin ki, toprağın kokusunu alasın. İçine bir parça kemik suyu koyacaksın ki (eğer vejetaryen değilsen tabii, onlara da saygımız sonsuz, öteki falan yok bizim dünyamızda), o çorba gövdeli olsun. Üzerine de kızdırılmış tereyağı ve pul biber. Bak, tereyağını yakmayacaksın, köpürteceksin. O kırmızı köpük çorbanın üzerine döküldüğünde çıkan o "coz" sesi, aslında mutfağın sana teşekkür etme biçimidir. Gelelim bu işin adabına. Çorba içmenin de, tıpkı insan sarraflığı gibi, kendine has kuralları…

>Oku Beni
İkizini Arayan İnsanlık: Dijital Gölgeler ve Gerçek Yüzler

İkizini Arayan İnsanlık: Dijital Gölgeler ve Gerçek Yüzler

…çıkarıyor, üstelik hiç hata yapmıyor" dediklerinde sadece gülümsüyorum (bıyık altından tabii, duruşu bozmadan). Gülümsüyorum çünkü asıl meseleyi kaçırıyorlar. Alet değişir, el değişmez. İster taş baltayla mağara duvarına bizon çiz, ister en son model dijital tabletin ekranına parmağını sür; o çizginin arkasındaki titreme, o elin sahibinin o sabah yediği yemeğin tuzu ya da dün gece aldığı o kötü haberin ağırlığıdır resmi resim yapan. Kusursuzluk, sanatta da hayatta da kocaman bir yalandır. Biz o dijital ikizlerimize, o kusursuz algoritmalara ne kadar çok kendimizi anlatırsak anlatalım, onlar hiçbir zaman şu insani detayları kavrayamayacaklar: Sabahın dördünde mutfakta tek başına demlenen çayın kokusundaki o garip, buruk yalnızlığı, Eski bir plaktan yükselen sesin, insanın boğazına düğümlediği o kelimesiz kederi, Yolda yürürken ayağınıza takılan bir taşın yarattığı o anlık…

>Oku Beni