Tatil için Adana’daydım……..
Brezilya-Türkiye futbol maçı başlayalı on dakika olmuştu……
Ortalıkta in cin çift kale top oynuyordu…
Açık kalp ameliyatı olmuş amcamın durumu öğrenmek için Hastaneyi aradığımda
Telefona kimseler cevap vermiyordu… beş dakika sonra tekrar aradığımda telefona çıkan kişi (hayvan) damarlarımda Türk kanı akıp akmadığını ısrarla ve höykürerek sorduğu sorunun cevabını almadan “pis moskof uşağı deyip” telefonu yüzüme kapatıyordu hayvan oğlu hayvan….
Karşı komşumuz Ayla ablanın kocası ayyaş İsmail’in “lan avrat ben sana kırk defa söylemedim mi? Maç izlerken televizyonun önünden geçme…” diye böğürtüsüne, Ayla ablanın “Vurma ismayilim, kulun kölen olam vurma” diye yalvaran çığlıkları karışıyordu…
Oyunun 25.dakikasında 80’nına merdiven dayamış Memleketin Başbakanı’nı bir grup doktor günlük kontrollerini yapıyorlardı… Borsa ise doktorların yapacağı açıklamayı bekliyorlardı…
36. dakika dolmak üzereyken bir Amerikan Doları’nın değeri; dünya ekonomi liginde yenilmiş ama ezilmemiş! Bir buçuk milyon tane Türk lirasını geçmek üzereydi…
Oyunun 40. dakikası oynanırken Brezilya hapishanelerinden mahkumlar birer birer firar ediyorlardı….
43. dakikada Rivaldo’nun doğduğu evin (barakanın) yanındaki barakada yaşayan 11 yaşındaki Josep Carlos Hargevez’in evinde yangın çıkıyordu… evin babası kan ter içinde koşarak bulduğu telefon kulübesinden Rio de Janeiro itfaiyesini arıyordu… İtfaiyenin santralinde görevli kazma ise Josef Carlos’un babasını maç saatinde evinde yangın çıktığı için vatan hainliğiyle suçladıktan sonra, sittir lan anlamına gelen “Cogida de hombres” diyordu…
İlk yarının uzatmaları 47. dakika Türk milli futbol takımı gol atıyordu…. 70 milyon insanın başı göğe eriyordu, bir kaç dakikalığına da olsa maçı seyrettiği kahvehanede az önce içtiği çayların parasını nasıl ödeyeceğim diye düşünmüyordu artık, IMF’nin reçetelerinin tadı acı değildi artık, koca, koca adamlar tanımadıkları koca, koca adamları salya, sümük eşliğinde öpüyorlardı, Berlin’in Kreuzberg ilçesinde gençler sokaklarda “Avrupa avrupaaa duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri” diye kompleks denizlerinde sırt üstü kelebek yüzüyorlardı (sahi Kore ve Japonya ne zamandan beri Avrupaya dahil oldular? )
Devre arası….
Karşı komşumuz ayyaş İsmail bir yandan “En böyüüüzzzk Törkiyeaae” yırtınıp bir yandan da ahşap olan evinin yine ahşap balkonundan aşağı utanmadan şaarrr diye işiyordu… bunu gören kapı komşumuz bekçi Ali dayı beylik tabancasını çekip “Ulan pis ayyaş sen iyice azıttın” dedikten sonra gözünü kırpmadan ayyaş İsmail’i eşekler cennetine havale ediyordu… bazı mahalleliler olarak cinayeti polise haber vermek istiyorduk, fakat polise telefonla ulaşamıyorlardı… ve diğer bazı mahalleliler ise maçlardan sonra yada arasında silah seslerini kanıksadıkları için polisi aramıyordu… Ayla abla “Avluda getti, geeeettiii melek gibi herifim getti” diye paradoks tarlalarında çırılçıplak koşuyordu… Bekçi Ali dayı karakola teslim olmaya gitmek için üniformasını giyiyordu… Doktorlar ikinci bir kontrol için yine Başbakan’ının evine geliyorlardı….Dolar yükselme hızından bir şey kaybetmiyordu…. Brezilya ’da gardiyanlar firar edenlerin farkına varıyorlardı fakat maç bitmediği için bu olayı fazlaca büyütmüyorlardı, nasıl olsa maçtan sonra yakalarlardı….

Oyunun 50.dakikasında Brezilya gol atıyordu… durum 1-1
Ve bir an içi 70 milyon sus pus oluyordu… sonra ortalık küfürden geçilmez hale geliyordu… Ve 70 milyonun 20 milyonu kadarı televizyon başında 4 bin km uzaklıktaki milli takıma televizyon aracılığıyla taktik veriyorlar, oyuncu değiştiriyorlar, koşmayan oyunculara “koşun laaa oruspunun evlatları” diye hırs aşılıyorlar! Ama milli takım mensupları bu verilen taktikleri, değiştirilmek istenilen oyuncuları anlamamakta ısrar ediyorlar…
Dakika 86 altı aleyhimize verilen penaltı…….
Futbol maçı bitmişti…
Sonuç 2-1 aleyhimizeydi….
En büyük suçlu hakemdi…
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu

Kahvehanelerde, evlerde koca, koca adamlar bir yandan çocuklar gibi ağlaşıp, bir yandan salya sümük eşliğinde hakemin memleketi 50 milyonluk Güney Kore’ye ana avrat düm düz gidiyorlardı… Bazı sıkı taraftarlar (sapık ruhlu) İstanbul Beyoğlu’nda elde sopa ile çekik gözlü avına çıkıyorlar… Berlin’inin göbeğinde 400 Türkiyeli 60 kadar Brezilyalıyla birbirine girişiyorlar sonuç 60 ağır yaralı Brezilyalı…
Josef Carlos yanan barakalarının acısını unutmuş gibi Rio de Janeiro sokaklarında bilmeden firari mahkumların yanı başında yalın ayak “Campione Brasile” diye bağırıyor…Brezilya’da firar eden mahkumlar için ulusal alarm veriliyor…

Maçtan iki saat sonra… bazı gençler yakmak için Güney Kore bayrağı aramaya koyuluyor… bazılarıysa Güney Kore’nin konsolosluğunu bulmaya çalışıyor… Memleket çapında Daewoo, Hyundai, Samsung bayileri, ithalatçıları acaba bir boykot olur mu? Diye Yusuf, yusuf ediyorlar. Andavallı vatandaşın biri Hyundai marka otomobilini Ankara/ Kızılay meydanında yakıyor…. İstanbul/ Beşyüzevler semtinde Aykut isimli kaporta ustası karısı televizyonda Brezilya yapımı pembe dizi seyrettiği için kör bıçakla boğazlıyor…7 tane aşırı kilolu Türkiyeli vatandaş kalp spazmından terki diyar ediyorlar… Devlet büyükleri alınan sonuçtan ötürü üzüntülerini bildiriyorlar…Televizyonlarda kabzımallıktan gelme futbol otoriteri olanlarla mantık dışı futbol tartışma programları yapılmasına çalışılıyor… Ve hayatımız futbola rağmen saçmaladığından bir şey kaybetmeden devam ediyordu

Kendinize iyi bakın
Mısmıl olun emiii?

Demirhan Ocak